Topkapı Sarayı Hakkında Bilgi? Kim Yaptı, Tarihçesi Nedir?

İmparator Konstantinus tarafından inşa ettirilmiş olan Bizans Sarayı bugün Sultan Ahmet Camii’nin bulunduğu yerdeydi. Sarayın 10. yy.dan itibaren yapılan ilavelerle büyütülmüş olan arazisi Marmara Denizi kıyısına kadar uzanırdı. Bu saraydan geriye iz kalmamıştır. Son Bizans imparatorunun yaşadığı Tekfur Sarayı’nın (Blachernes Sarayı) kalıntıları ise Edirne kapı surları yakınında görülebilir. İstanbul’un fethinden sonra inşa edilmiş olan ilk Osmanlı Sarayı da bugünkü İstanbul Üniversitesi giriş kapısıyla Süleymaniye Camii arasında bir yerdeydi.

Yeni Saray’ın tamamlanmasından sonra Eski Saray, gözden düşen eski sultanların ailelerinin ikametleri için kullanılmaya başlandı. Yeni sarayın Sarayburnu ve Boğaza en hakim noktada 1470 yılında başlayan inşaatı 1478 yılında tamamlandı ve Fatih Sultan Mehmet ile Sultan 1. Abdülmecit arasında tahta çıkan Osmanlı sultanları, yıl boyunca burada yaşadılar. Asırlar boyunca ve deprem gibi felaketlerden çok yıpranan bu sarayın, 15. ve 16.yy.a tarihlenen bölümlerinden uca Arkeoloji Müzesi yanındaki Çinili Köşk ayakta kalmıştır. Kuruluşunda 700.000 m2 alanı kapsayan saayı çevreleyen surlarda 28 gözetleme kulesi vardı. Topkapı Sarayı’nın bugünlerde arazisi 80.000 m2.ye kadar düşmüştür. Osmanlı Sultanları, 1853 yılından itibaren Dolmabahçe Sarayı’na taşınacaklardır.

Topkapı Sarayı’nın ikinci meydanı 128 m uzunluğunda ve 108 m genişliğindedir. Yüksek duvarlarla çevrili bu avluya yalnızca sultanlar at sırtında geçebiliyorlardı. Bu meydanın sağ tarafından saray mutfaklar’ bulunurdu. Mutfaklar, Fatih Sultan Mehmet döneminde dört kubbeli yani dört bölüm olarak yapılmış. Sarayın artan nüfusuna yemek hazırlanabilmesi için Kanuni Sultan Süleyman döneminde altı bölüm daha eklenmiştir. Sultan 2. Selim zamanında çıkan yangından sonra da Mimar Sinan yeni bir onarım daha yapmıştır. Burada yemek pişirilen bölümlerden başka malzeme depoları, kiler, mutfak şefinin odası, helvahane, cami ve personel hamamları da vardı. Topkapı Sarayı’nda Osmanlı Sultan” ve ailesinin yanı sıra çok sayıda hizmet personeli ve güvenlikten sorumlu yeniçeri yaşıyordu.

Görevli sayısının 1100 kişi civarı olduğu mutfaklarda sıradan günlerde 5000 kişiye, zafer, bayram ve kutlama günlerinde de 15000 kişiye yemek pişiriliyordu. Osmanlı sultanarı, tahta kaşıklarla som altın tabaklarda yemek yerdi. Sarayın depolarındaki binlerce Çin ve Japon porseleninden örnekler burada sergilenmektedir. Avlunun diğer köşesinde ise Kubbealtı veya Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun toplandığı salon vardır. Osmanlı Devleti’nin yükseliş yıllarında Osmanlı Sultanları da bu kurul toplantılara katılırken daha sonrasında bu alışkanlık bırakılmış ve sultanlar toplantıları salona hâkim bir pencereden izlemeye başlamışlar. Kubbealtı, toplantı salonu, memur ve sekreterlerin çalıştığı bölüm ve arşiv olarak üç bölüme ayrılmıştı.

Yükseliş yıllarında Özellikle Salı günleri olmak üzere mutlaka haftada dört gün toplanılırdı. Toplantılara sadrazam, yedi vezir, kadılar, donanma amirali ve ocak ağaları katılır& Son karar hep sadrazama bırakılırdı. Toplantı sonunda ziyaretçiler kabul edilir, sonrasında öğle yemeği yenilirdi. Yemekten sonra da sadrazam ve birkaç vezir, sultan tarafından Arz Odası’nda kabul edilirlerdi. Gereken emirler alındıktan sonra da Kubbealtı’na dönülerek çalışmalar sürdürülürdü. Önünde Akağalar denilen beyaz hadımların nöbet tuttuğu Bab-üs Sade veya Saadet Kapısı, sarayın üçüncü kapısıdır. Bu kapıdan Enderun’a ve Enderun Mektebi’nin bulunduğu avluya geçilirdi. Sarayın, resmi kısmının dışında kalan özel bölümlerine Enderun, sarayın gereksinimi olan görevlilerin yetiştirildiği yere de Enderun Mektebi denilirdi. Bugün üçüncü avluda 3. Ahmet Çeşmesi, Padişah Elbiseleri, Hazine ve Kutsal Emanetler daireleri görülebilir.

Sarayda, önemli günler bu kapının önünde düzenlenen törenlerle kutlanırdı. Örneğin tahta çıkan sultanın halka tanıtımı burada yapılır, bayram törenleri ve Ramazan kutlamaları da burada düzenlenirdi. Bab-üs Sade’den geçince Arz Odası’na gelirsiniz. Sultan, bazı özel durumlarda yabancı elçileri bu odada vezirleriyle birlikte kabul ederdi. Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı oda yangın nedeniyle zarar görünce Sultan 1. Abdülmecit tarafından yenilenmiştir. Odanın önündeki çeşmeden akıtıla.n suyla da içerde konuşulanları dışardan duyulması önlenmek istenmiştir. Odanın içindeki şömine 1596 yılına tarihlenir. Enderun’da dini eğitimin yanı sıra matematik, tıp, astronomi ve sosyal bilimler dersleri verilirdi. Saray okulları geleneği, gereksinim duyulan saray personelinin yetiştirilmesi için 1. Murat tarafından Edirne’de başlatılmıştı. 2. Murat ve 2. Mehmet tarafından klasik derslere şiir, konuşma, felsefe, coğrafya, geometri ve müzik dersleri ilave edilmiştir. Yine 2. Mehmet döneminde kaligrafı, süslemecilik, minyatürcülük, ağaç oymacılığı gibi konulara da önem verilmişti. 2. Bayezid zamanında da derslere binicilik, okçuluk ve ateşli silahlar eğitimleri eklenmiştir.

Hazine Dairesi: Enderun hamamının soyunma odası bugün Hazine Dairesi’nin birinci salonu olarak kullanılmaktadır. Bu salonda Cumhuriyet Dönemi’ne kadar Hazine Kapıları’nın mühürlendiği Yavuz Sultan Selim’e ait mührü, 1. Ahmet’in zümrütlü sorgucunu ve Mil ağacından sedefli ahşap tahtım, değerli taşlarla süslenmiş tören matarasını, Necefli yazı kutusunu, zümrüt, elmas-yakut ve incilerle süslü sorgucu, zümrütlü asluyı görebilirsiniz. Bu salondaki en önemli parçalardan biri de yanlış olarak Şah İsmail tahtı olarak bilinen ve 1. Mahmut’a (1730-34) hediye edilmek için Nadir Şah tarafından Hindistan’dan getirilen tahttır. Abanoz ağacından yapılmış bir diğer taht, 4. Murat tarafından Bağdat seferi sırasında kullanılmıştır.

957 zebercetle süslü altın Bayram Tahtı da Mısır Valisi tarafından Sultan 3_ Mustafa’ya hediye edilmiştir. Bu taht en son olarak Vandettin’in tahta çıkış töreninde değerlendirilmiştir. 1. Mahmut tarafından Safevi Sultan’ Nadir Şah’a hediye olarak yollanan, ancak yolda sultanın ölümünün öğrenilmesi üzerine saraya geri getirilen kadife üzerine rarnrüt, yakut ve elmaslarla süslü ok ve yay keseleriyle, Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıcı da bu salonda sergilenmektedir. Fatih Köşkü, Hazine Dairesi’nin inci salonu olarak kullanılıyor. 14. yy.a tarihlenen kandil Memluk Sultanı’nın hediyesidir.

Üçüncü salonda Osmanlı dönemi yeşim taşından parçalanır.  Kuran kabı, yazı mahfazası, kase, tabak, rahle, 16. yy.a tarihlenen altın, firuze ve yakutla bezeli miğfer, tutyadan yani çinkodan eserler, neceften yani doğal kristalden parçalar ve iki altın şamdan sergileniyor. 48 kg saf altından yapılmış, pırlanta taşlarla bezeli iki camdan, Abdülmecit tarafından Hazreti Muhammed’in mezarına hediye edilmiş ancak, 1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı kuvvetleri geri çekilirken şamdanları arkada bırakmayarak Medine’den İstanbul’a getirmiştir.

Diğer vitrinlerde 15-29,5 arasında farklı gram ağırlıklarında zümrüt ve zebercetler, 17.yy sonuna Tarihlenen yakut taşlarla süslü kama, 1. Mahmut’un Nadir Şah’a hediye olarak gönderdiği ancak, Şah’ın ölümü üzerine yoldan çevrilerek geri getirilen ve Topkapı Hançeri olarak ünlenmiş iri zümrütlü hançer, 1. Ahmet’in Medine’ye hediye gönderdiği etrafı yakutlu incilerin Yıldızı Elması sergileniyor.

Hazine Dairesi’nin en ünlü mücevheri etrafı 49 iri pırlantayla süslenmiş, 86 karat iriliğindeki Kaşıkçı Elmasıdır. Rivayete göre bu elmas, 4. Mehmet zamanında çöplükte bulunmuş ve bulan tarafından üç kaşık karşılığında değiştirildiği için sonrasında adı böyle kalmıştır. Elması Merzifonlu Kara Mustafa Paşa satın almak istemişse de elmastan haberdar olan 4. Mehmet konuya el koyarak elması saray hazinesine ekletmiştir.

18. yy.a tarihlenen sorguç, 19. yy.a tarihlenen tespih ve gelin sorgucu, yine Medine’den savaş sonrasında getirilmiş 18. yy. tarihli Şeb-ı Çırağ veya Gece Işığı Elması, yüzükler, 3. Mustafa’nın altın, elmas ve kıymetli taşlarla süslü zırh takımı, fildişi ve sedef eserler, 18.yy.a tarihlenen altın beşik, Hazine Dairesi’nin diğer önemli parçalarıdır.

Harem sözcüğü “gizemli, saklı” anlamına gelir. Evlerde eşlerin ve çocukların yaşadıkları bölümdür. Ancak “Harem” denilince akla Topkapı Sarayı’nın Haremi gelmektedir. Harem hakkında çok net bilgiler olmadığı için, genelde o dönem insanlarının hayal güçlerinden faydalanılmıştır. Harem, daireleri, odaları, koğuşları, hamamları, reviri, kütüphanesi, mescidi, avluları ile başlı başına bir bölümdü. Padişahın, annesinin, şehzadelerinin, sultanlarının (padişahın kızları) ve hasekilerinin güvenliklerini harem ağaları, hizmetlerini ise cariyeler sağlardı.

Sultanın yasal olarak dört eş alma hakkı vardı. Sultan ayrıca haremde hizmetine sunulan cariyelerden nikahsız eşler de alabilirdi. Sarayın Harem bölümünde sultanın annesi, eşleri, kız kardeşleri ve gözdeleri yaşardı. Sultanın erkek çocukları da 11 yaşına kadar Harem’de yaşar ve özel olarak eğitilirdi. Balkanlar ve Kafkaslardan özenle seçilerek saraya getirilmiş çok sayıda genç kız da yine Harem’de geleceklerini beklerdi. Harem’de dans etmeyi, şarkı söylemeyi, nakış işlemeyi öğrenen bu genç kızların bir bölümü sarayda yaşayanlarla evlendirilirlerdi. Devri biten sultanın aile fertleri de Beyazıt’taki eski saraya gönderilirdi.

Hareme girip çıkarken yalnızca bu kapıyı kullanırlardı. Bu kapıdan girince 3. Murat dönemine tarihlenen Dolaplı Kubbe’yl e geziye başlarsınız. Buradaki Şadırvanlı Sofa, Adalet Kulesi ile bağlantılıdır. 16. yy.da inşa edilmiş olan Harem Ağalan Koğuşu’nun en üst katında Şehzadeler Mektebi bulunurdu. Padişahın ailesi ve cariyelerin yaşadığı bölümle, harem ağalarının yaşadıkları bölümü Cümle Kapısı ayırırdı. Buradaki üç kapıdan soldakinden cariyeler barıma, ortadakinden valide taşlığına, sağdakinden de padişahın dairesine geçilirdi. Hamam, çamaşır çeşmesi, mutfak ve koğuştan oluşan Cariyeler Taşlığı, 1666 yangınında ağır hasar gördükten sonra yeniden yapılmıştır. Harem’in ve hanedanın yöneticisi konumunda olan Valide Sultan’ın dairesi en lüks eşyalarla döşenmiştir. Giriş, yemek salonu ve yatak odasından ibaret olan dairenin hamam kısmı Mimar Sinan tarafından restore edilmiştir.

Sultanın bölümü de bu daire ile bağlantılıdır. Çeşmeler, mermer sütunlar, aynaların arkasına gizlenmiş geçitler ve şömineli salonlarla Harem çok şaşaalı bir şekilde dekore edilmiştir. 16. yy.da onarım görmüş olan 1. Abdülhamit Salonu ise sarayın en geniş bölümlerinden biridir. 3. Murat’ın Mimar Sinan tarafından düzenlenmiş olan Has Oda’sının çinileri çok güzeldir. Çifte Kasırlar, 18. yy.dan sonra Veliaht Sultan dairesi olarak değerlendirilmiş. Gözdeler Taşlığı ve Dairesi de 18. yy.a tarihlenir. 15. yy.da inşa edilmiş olan Altın Yalı Padişahlar, Harem’e geçmek için kullanırlardı. Tahta çıktıkları zaman bu yoldan geçtiklerinde de cariyelere altın sikkeler atarlardı. Bu dingin ve barışçı havasına karşın Harem’de çok acı olaylar da yaşanmış, sayısız veliaht ve cariyenin yanı sıra 1. İbrahim, 4. Mustafa ve 3. Selim gibi üç sultan da Harem’de öldürülmüştür.

1. Abdülmecit döneminde Osmanlı Sultanları yönetimi Dolmabahçe Sarayı’na taşımıştır. Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından müzeye çevrilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.