Frederic Chopin Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Frederic Copin (Doğumu 1810 — Ölümü 1849) 

Ataları Fransız olan ve 18. yüzyılda Fransa’nın Nancy ilinde yaşayan Chopin ailesinin 1772 de doğan bir çocuğu Nicolas Chopin, genç yaşta anne ve babasını yitirdikten sonra Fransa’nın doğu kesimindeki Lorraine kentine yerleşti. Burada bir ticaret okulunu bitirdiği yıl, henüz 18 yaşındaydı. Daha önce Polonya’nın Varşova ilinde, tütün alışverişiyle uğraşan bir Fransız aile dostu. O’nu hesap uzmanı olarak yanına çağırdı ve 1790 yılında Fransa’yı bırakarak Polonya’ya göç etti.

Bir süre sonra Polonya’da çıkan karışıklıklar yüzünden görevli bulunduğu tütün firması kapandı. Fakat, 1791 de Polonya savaş halindeydi. İkinci vatanı olarak sevdiği bu ülke için gönüllü askere yazıldı. Kahramanca dövüştükten sonra Fransa’ya dönmek istediyse de, savaş yorgunluğu ve çektiği sıkıntılar yüzünden hastalandı. Vatanına gidemeyince “Kaderim burada kalmamı istiyor” diyerek Fransızca derslerle geçinmeye başladı.

1795 de krallık sarayında çocukların eğitimcisi olarak 8 yıl çalıştı. Sonra Kontes Skarbek’n Varşova yakınındaki Zelezowa-Wola köyünün bir şatosunda oturmaya ve Fransızca derslerini sürdürmeye devam etti. Koroya katılan genç kızlar arasında Justine adında bir kızla tanıştı. Bu kız, Fransızca konuşuyor, şarkı söylüyor ve piyano çalışıyor-du. Birbirini iyi anlayan Justine ile Nicolas Chopın, 2.4.1806 günü evlendiler.

Mutlu geçen evliliklerinden Louise, sonra da İsabelle adlarında iki kızları oldu. Asıl konumuz olan üçüncü çocuk FREDERİC CHOPİN, 1.3.1810 günü Varşova’da gözlerini dünyaya açtı. Erkek olarak doğmasına pek çok sevinen aileleri ve şatodakiler, Frderic Skarbek’e saygı göstermiş olmak için yeni doğan çocuğa O’nun adını verdiler.

Minicik Chopin’in uzun kirpiklerle süslü koyu mavi gözleri, kumral saçları vardı. Daha gülmeye ve emeklemeye başlayınca annesinin piyanosunu duyduğu zaman ağlamaya başladı. Annesi, önceleri minimininin müzikten korktuğunu sandı. Fakat pek kuvvetli heye-can duyduğu için gözyaşlarını tutamadığını anladı. Az sonra yürümeye başlayınca küçük Chopin, annesinin elinden tutarak piyanonun başına götürüyor, çaldıklarını hiç kıpırdamadan dinliyordu. Bir gece küçük yatağından kalktığı, yalın ayak salona giderek piyanoya oturduğu ve annesinden dinlemiş olduğu parçaları çıkarmaya çalıştığı görüldü. Böylece Chopin, içerisinde piyano sesleri dalgalanan bir evden Dünyayı tanımaya başladı.

Küçük Chopin, henüz 3 yaşına basmıştı ki, Emilie adını verdikleri bir kız kardeşi daha oldu. Şimdi üç kızın yanında Chopin’in değeri daha da çok artmış, bütün gözler O’na çevrilmiş ve evin en sevilen çocuğu olmuştu. 5 yaşındayken olgun bir adam gibi konuşuyor, mimikleriyle evdekilerin ve müzik dersi veren öğretmeninin pozlarını taklit ederek herkesi güldürüyordu.

1815 de, 6 yaşına gelince ilkokula ve ayrıca Çek soylu Prof. Zywny’den piyano dersleri almaya başladı. Öğretmeni O’na Bach ve Mozart’ın eserlerini tanıtıyor ve O’nu besteler yapmaya özendiriyordu. Bu küçük öğrenci, piyanoda öyle hızlı ilerledi ki, daha şimdiden Polonya Ulusal danslarından Mazurkalar bile yazmaya başladı. 8 yaşındayken her.’ kesin yanında ve salonlarda konserler veriyor, üstün yetenekli bir çocuk olarak heyecan yaratıyor ve övgüyle karşılamyordu.

Aile içinde iyi bir şekilde eğitilen, şefkatle korunan ve müziğe yöneltilen Chopin, harika çocuk olarak görünmeye başladı. Geceleri çoğunlukla O’nu, geceliğiyle piyano önüne oturmuş gündüzleri annesinin piyanoda çaldığı Polonya havaların’ ve mazurkaları çalarken bulurlardı. Bir gece, soğuk bir havada yine piyano çalarken annesi O’na; “Yayrum üşüyeceksin” dedi. O da; “Anneciğim, yorulduğun zamanlarda senin yerine geçerek piyanoyu çalabilmek için böyle yapıyorum” diye yanıt verdi.

Küçük Chopin, müzikle birlikte iyi bir genel kültür de almaya başladı. Zira, sosyetede, ve salonlarda virtüozluğu yanında aydın bir adam olarak tanınması gerekti. Okul yaşantısı da pek ilginçti. Klasik bilgilere eğilmiyor, yalnız tarih, matematik ve müzik derslerini seviyordu. Defterlerine öğretmenlerinin karikatürlerini çiziyor, sigara kokusundan nefret ediyordu.

1821 de, 12 yaşındayken piyano öğretmeni Zywny, “Chopin çok ilerledi, ders verme sınırını aştı, artık benden öğreneceği bir şey kalmadı” diyerek derslerini kesti. Bun-dan sonra Chopin, kendini yetiştirmek için büyük bir gayretle çalışmasını sürdürdü. 1823 de liseye başladı. Yaz tatillerinde Polonya folklorünü incelemek için çeşitli bölgelere gidiyor, halk danslarını, mazurkaları görüyor ve halk müziğini dinliyordu. Böylece Batı müziğinin teknik ve bilimiyle Polonya müziğini birleştirerek meydana getireceği besteler için yararlanacağı ulusal kaynaklara’ bağlı bilgisini arttırıyordu.

1826 da, 17 yaşında liseyi bitirdi ve Varşova Konservatuvarına yazıldı. Öğrenimini üzerine alan Prof. Elsner, bu duygulu ve ince rublu Chopin’e karşı çok anlayışlı davranıyor, O’nu birtakım katı eğitim ve armoni kurallarına zorlamıyor, sanatçıyı duyuşu, ve buluşlarında özgür bırakıyor ve kişisel dehasının hız alışlarına gözcülük etmekle yetiniyordu. Bir gün başarılı bir konserinden sonra heykelini dikmek istediklerini söyleyen müzikseverlere “Sizler sadece heykelin tabanını yapın; ben, üstüne değerli öğretmenim Elsner’in büstünü koyacağım” diye yanıt verdi.

Genç Chapın’in bu devrede ünü, bütün Polonya’ya yayılmaya başladı. Sanatsever prensesler ve prensler, O’nu paylaşamıyorlardı. Genç artistin yetişmesine olanaklar sağlamak suretiyle sanata yardımlarda bulunuyorlardı. Chopin . ise, yediği konserlerin gelirini çoğunlukla fakirlere dağıtılmasını istiyordu. Birgün başarılı konserinden ötürü kendisine üzerinde “Dahi Virtüoz Chopin’e armağan” yazılı altın bir saat ile Çar Aleksanclr’ın altın bir yüzüğü verildi.

Prof. Elsner, övündüğü öğrencisi Chopin’i sabırsızlıkla bütün dünyaya tanıtmak isti-yor ve O’nunla birlikte konser gezilerine çıkıyordu. 1828 de Chopin 18 yaşındayken Viyana’ya geldiler. Bu müzik kentinin opera binasında Chopin, iki büyük konserle üstün başarılar kazandı. Burada ilk besteleri olan piyano için “Op. 1. Rondo” ve piyano orkestra için “op. 2. varyasyonları”nı bastırma olanağını buldu, Viyana’nın önde gelen artisleriyle tanıştı ve çok içtenlikli karşılandı.

Bundan sonra Dresden, Breslau ve Toeplitz’e de uğradı. Almanya’da çok alkışlanan Chopin için Yeni Müzik Dergisinde Schumann, “Sapkalarınızı çıkarın Baylar bir dahi geliyor. Şair olmak için kocaman ciltler doldurmak gerekmez; bir iki şiirle bu üne layık olabilesiniz. İşte Chopin de böyle birisidir.” diye yazmıştır.

Viyana’daki’ başarıları, öteki büyük müzik kentlerinde de konserler vermek düşüncesini kuvvetlendirdi ve hazırlık yapmak üzere tekrar Varşova’ya döndü. 1830 da, yaz sonu Prof. Elsner, Chopin’in anasına ve babasına O’nun geleceği için Varşova’dan ayrılmasını direnmeyle istedi. Son bir ayrılış konseriyle anavatanına veda etti ve 2.11.1830 da kalbini Polonya’da bırakarak Paris’e gitmek üzere Varşova’dan ayrıldı. Giderken, öğretmeni Prof. Elsner ile arkadaşları O’na içinde bir avuç Polonya toprağı bulunan gümüş bir kupa armağan ettiler.

Varşova’dan ayrıldıktan sonra yine Viyana’ya geldi. Burada Polonnya’nın bağımsızlığı için çarpışmalar olduğu haberini aldı. Chopin’in kalbi kanıyor, ateşli bir vatansever olması ve arkadaşlarına katılmamasına çok üzülüyordu. Babası bu karışıklık içine gelme-mesini istiyordu. Annesinin yazdığı bir mektupta : “Sevgili oğlum, eşsiz sanatınla vatanımız Polonya’yı’ Dünyaya tanıtman da yeterlidir, gelme” diyordu. Fakat vatanın bu tehlikeli durumu, Chopi n gibi namuslu gençler için ağır bir ıstırap ve dayanılmaz bir azap oluyordu.

Chopin , Viyana’da kaldığı uzun süre içinde parlak “la minör Etüdünü” (ihtilâl Etüdü) nü yazdı. Bu eserde yenilmiş kuvvetler, ümitsizlik ve kin rüzgarları eser. Yine bu üzüntü, atılım ve öfke sesleriyle dolu olan “Scherzo” ların’ yazdı. Viyana’dan 1831 Ağustosunda ayrılarak yönünü Paris’e’ doğru çevirdi. Geçerken Linz, Salzburg, Münich ve son durak Paris’e geldi. Ömrünün geri kalan 20 yılını orada yaşayacaktır. Bu kente sonsuz takdir ve hayranlık duyguları içinde girdi. O zaman Paris, dehaların ateşleyicisi ve birçok sanatçıların bulunduğu zengin bir çevreydi. Müziksever “Aristckrasi’nin” (Soylu zenginlerin) özel salonları, müziğin saray çevresinden bugünkü konser dünyasına gidişinde önemli bir rolü oldu. İşte Thalberg, Moscheies, Liszt düzeyinde virtüozların yetiştiği bu salon havasında Chopin de yaşadı ve sanatı Paris’te gelişti.

Fransız başkentinde Cherubini, Mendelssohn, Liszt, Meyerbeer ve Berlioz gibi ünlü müzisyenlerle tanıştı. 26.2.1831 de büyük Pleyel salonlarında çok büyük parlak bir kon-ser verel;. Dinleyenler arasında Polonyalılar ve Liszt de vardı. Böyle değerli bir virtüozu bulduğu için çok sevinen Liszt, Chopin’i coşkuyla alkışladı ve kucakladı. Ertesi gün gazetelerde şu eleştiriler çıktı : “Zarif, kolay, parlak ve net bir çalış’ var” diyorlardı. Yine, Piyanosundan çıkardığı tatlı ve melodik sesler, mavi bakışlarına benziyor, Noktürn’lerinin şairce melenkolisi, yüzünün inceliğiyle birleşiyordu, dediler.

Chopin’in konserlerinde nefis sesler, sanki parlak bir inci yağmuru gibi parmaklarının ucundan dökülüyordu. Yaratılarında büyük bir ruh ve bir orijinalite yatıyordu. Mendelssohn bir gün şöyle yazdı : “Chopin’in çalışı bize Paganini’nin yayı altında bulunduğumuz şaşırtıcı sürprizlerini anımsatıyordu. O, bir piyano kralıdır, şairdir, notaları çalmı-yor sanki şarkı söylüyor gibiydi.” Fakat az para kazanıyordu. Bir ara Amerika’ya gitmeyi düşünürken kaderi birden değişti. Birçok piyano dersi alma isteğiyle karşılaştı. O’nu kıskanan piyanist Kalkbrenner’i değil, Chopin’i yeğliyorlardı. Öğrencileri arasında prensesler, prensler kont ve kontesler vardı. Artık bol-bol para kazanıyor, kardeşlerine ve ihtilâlden kaçan hemşehrilerine durmadan yardımlarda bulunuyordu.

1831 den 1836 yıllarına kadar geçen zaman Chopin’in en güzel en verimli yılları oldu ve bir prens gibi yaşadı. 1835 de Karisbad iline giderek 5 yıldan beri görmediği anne ve babasıyla buluştu. Annesi çok özlediği oğlunu sevinç göz yaşlarlyla çok kez öptü ve başarısı için dua etti, 3 hafta beraber kaldıktan sonra ayrıldılar ve bir daha görüşmeleri kısmet olmadı.

Chopin , dönüşde Dresden’de Woldzinski ailesiyle karşılaştı. Ailenin Varşova’dan çocukluğunu tanıdığı, şimdi 16 yaşına gelmiş bulunan kızı Maria da oradaydı. Gelecekleri için O’nunla anlaştıysa da, kont ailesi evlenmelerine izin vermedi. Chopi n, bir haftalık beraberliklerinden sonra üzüntüyle Paris’e döndü.

Bir gece evinde verdiği konserde Alman ve Fransızların seçkin şair ve müzisyenleriyle birlikte Liszt, George Sand da bulunuyordu. Alman şairi Heine, piyaniste en yakın bir yeri seçiyor, yavaş bir sesle şiirler fısıldıyor ve O’na “Müzğin Rafael’i” adını takıyordu. Chopin konserini bitirdği zaman Heine, ayağa kalkarak “Chopin, doğuştan Polonyalı, sanat bakımından İtalyan, şiir ile Norveçli, berraklık ve zarafet bakımından Fransız olan, ey ilham periferinin sevgili çocuğu! Sen bir gün bütün Dünyanın olacaksın” diye bağırdı. Ertesi gün çıkan bir eleştiride “C hopin, Cumhuriyetçi müziği yazıyor, Ballade ve Mazurka’Iarında vatanının kaybolan bağımsızlığına ağlıyor” diye yazılıyordu.

1837 de Liszt, Chopin’i devrin tanınmış Fransız kadın yazarı George Sand’Ia tanıştırdı. Erkek gibi mücadeleci ve girişken bu kadın Chopin’e hayran kaldı. O’nunla arkadaş olmak ve her türlü yardımlarda bulunmak üzere 1838 yazında, her çeşit sanatçıların yuvası olan Nohant ilçesine götürdü. Böyle başlayan iki sanatçının ilişkileri 9 yıl kadar sürdü.

1838 kışında George Sand, Ghopin’in fışkıran dehasiyle yeni eserler yazması için birlikte sakin Majorca adasına geldiler. Fakat bu Akdeniz adasında iklim soğuk ve rutubetliydi. Türlü kötü koşullar altnıda Chopin’in sağlığı iyice bozuldu ve kendisini güç halle Paris’e getirdiler. Burada umduğundan daha çabuk iyileşti. Dahasının ve yaratma gücünün doruğunda, iki yıl boyunca en güzel yaratılarını verdi.

Bu çalışmalar Chopin’i çok yormuş ve hasta etmiştir. Zaman zaman halsiz düşüyor ve çalışamaz duruma geliyordu. 1847 Ağustosunda, hastalığını ileri süren George Sand’-la olan il şkileri sona erdi. Beraber geçen yıllar, Chopin’in sanat hayatında çok verimli oldu. 16.2.1848 de Paris’te verdiği son konseri başarısının bir zaferiydi. Bunun üzerine öğrencisi Kontes J. Stirling’in özendir!siyle İngiltere ve iskoçya’ya bir gezi yaptı. Oralarda verdiği konserler büyük coşkuyla alkışlandı, Fakat Londra’nın sisli havasından sağlığı berbat oldu ve 1 yıl sonra Paris’t`eki evine döndü. Polonya’dan kızkardeşi ve eniş-tesi de Paris’e geldiler. Şimdi ünlü virtüoz, hastalık, vatan hasreti, ve devamlı özleyişlerin içinde geçen yaşantısı, bitkin ve ölüme hazır bir durumdaydı.

Son nefesine kadar sanatçı dostları ve öğrencileri başucundan ayrılmadılar. 17.10.1849 Çarşamba günü, henüz 39 yaş’nda göğüs hastalığından Paris’te parlak bir yıldız kayıp gitti. isteğine uyularak cenaze töreninde Mozart’ın Requiem’i çalındı. Orkestra ve koroyu Alman besteci Meyerbeer yönetti. L. Vely, orgla vatan özlemini içeren iki prelud’ünü çaldı. Mezarlığa götürülürken ünlü bestesi “Cenaze Marşı” çalınıyordu. Yine isteği üze-rine çok sevdiğ Bellini’nin yanına gömüldü. Polonya’dan ayrılırken beraberinde getirdiği ve ölünceye dek sakladığı bir avuç vatan toprağı da tabutu üzerine serpildi.

Fransız adlı, Polonya uyruklu bu sanatçının değeri Almanya’da iyice anlaşıldıktan sonra Paris’e yerleşti ve devrinin romantik simgesi ve bir efsane kahramanı oldu. Yine Paris, bu devrede, müzik tarihinin en verimli dehalarından birinin gelişip parladığına tanık oldu. Chopin , doğaçtan gelen anlatım, renk ve ilhamlarındaki eşsiz özellikler, buluşlarındaki görülmedik yenilikler bakımlarından üstün yaradılışta bir piyanist ve kişiliğine özgü tek bir bestecidir.

Chopin, kalbinden ve ruhundan gelen seslerin sırrını kimseye bırakmamış, kendi dilini yine ve ancak kendisi konuşmuştur. Buna rağmen Debussy, prelud’larını Chopin’den ilham alarak yapmış ve birçok bestecileri etkisi altında bırakmıştır. Chopin, kendine özgü öyle bir sanat yaratmıştır. ki, yüz yıl sonra, bugün bile dayanılmaz büyüsünden tek bir şey yitirmemiştir. Yaratılarına egemen olan duygudur. O, neşe, acı, gözyaşı, şefkat, üzüntü, sevgi, özür, öfke, hakarete uğramış vatanseverlik gibi insan duygularını ve heyecanlarını müzikle anlatan tam ve romantik bir bestecidir.

Chopin kendisinden önce konser salonlarında görülen mazurka ve kolenoz’leri folklor çeşidinden çıkararak büyük bir sanat düzeyine yükseltti. Bununla birlikte Prelud ve Noktürn’leri yüksek ilhamlardan doğan deyişler olarak değerlendirilebilir. Etüt’leri bile son derece zengin birer harikadır ve yaratıcı kudretini göstermektedir.

Chopin, süsleme notalarıyla bezenmiş parçalar, 2 piyano konçertosu, piyanolu tiryolar, fantazi, vals, balad, polonez, krakoviak, mazurka, prelüd, noktürn, empromtü, rondo, variyasyon, etüt, scherzo, sonat, odamüziği yaratılarıyla Dünyada unutulmayacak bir üne kavuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.