Zürafa Nedir? Nasıl Bir Hayvan, Özellikleri Nelerdir?

Afrika çayırlarında insanın gözüne çarpabilecek en şaşırtıcı manzaralardan biri, ufukta dörtnala koşan bir zürafa sürüsüdür. Zürafanın yolculuğu sırasındaki zarif yürüyüşünün bir sebebi, yürürken genellikle vücudunun bir yanındaki bacaklarını aynı zamanda hareket ettirmesidir. Bu tip yürüyüş, bir geminin dalgaların üzerinde yol alışın’ andıran düzgün sallantılı bir hareket vücuda getirir. Zürafa istediği zaman, vücudunun bir tarafındaki ön bacakla öbür tarafındaki arka bacağı aynı zamanda hareket ettirerek de yürüyebilir. Gerektiği zaman dörtnala koşuşu ise görülecek şeydir.

Zürafanın deveyle paylaştığı başka bir özellik de suda avantajlı durumda olmayışıdır. Değil yüzmek sığ suda yürümeyi bile zor becerir. Hele derin bir ırmak, zürafanın asla aşamayacağı bir engeldir. Toprağın sıkı ve sert olduğu kurak araziler zürafa için şarttır. Bataklıklı araziden geçerken çamurlara saplanır ve bir daha kurtulamaz. Uzunlukları 30 santimi bulduğu halde, toynakları, bu son derece boylu, muazzam vücuda sert ve sağlam toprakların dışında destek olamazlar.

Geçmişin Zürafaları: Zürafanın ataları ilkel çağlarda Asya ve Avrupa’da dolaşırlardı, fakat Amerika’ya ayak basmamışlardı. Zürafa daha yakın tarihlerde yalnız Afrika’da yaşamaya devam etmiştir. Hayatlarında hiç zürafa görmemiş olan eski Avrupalılar bu hayvanın efsanevi bir yaratık olduğunu sanırlardı. Adı, Arapca’da zarif yaratık ve çabuk yürüyen. gibi çift anlama gelmektedir. Hayvan Güney Afrika’da (kameel) diye tanınırdı. Adına (camelopardalis) diyen eski Romalılar ise, onun, babası leopar, anası deve olan mitolojik bir yara-tık olduğunu sararlardı. Avrupa’ya ilk ayak basan zürafa, Isa’dan önce 46 tarihinde Jül Sezar tarafından getirilmiş ve Roma’da halka gösterilmişti.

Zürafa Türleri: Zürafaların gayet belirli iki türü vardır. Büyük Sahra’nın güneyindeki Afrika bölgelerinin çoğunda bulunan yaygın türe lekeli zürafa (Giraffa camelopardalis) denilir. Adi zürafanın bulunduğu bölgeye göre az çok değişen on bir alttürü vardır, “Ağlı zürafa» (Giraffa reticulata) daha güzel sayılan öbür türdür. Doğu Afrika’da yaşayan bu zürafanın, ince beyaz çizgilerden örülmüş bir ağla birbirinden ayrılmış karaciğer renkli ve dört kenarlı benekleri vardır.

İri ve Güzel Bir Hayvan: Zürafanın en uzun boylu hayvan olduktan başka, irilik itibariyle üçüncülüğü gergedanla paylaşır. ‘İri erkek zürafa iki ton ağırlığında olur. Dişi zürafa eşinden 60 – 90 santim daha kısa olduğu gibi, ağırlığı da ancak 600 – 700 kilodur.

Zürafanın Dostları ve Düşmanları: Zürafa arkadaş canlısı bir hayvansa da, meydana getirdiği sürüler fazla kalabalık değildir. On, on beş zürafadan fazlasına pek ender olarak bir arada rastlanılır. Bu sürüler de dişiler, yavruları ve genellikle bir tek yetişkin erkekten vücuda gelir. Haremi olmayan erkek zürafalar ya yalnız yaşar, ya da ikili, üçlü gruplar halinde dolaşırlar. Gerektiği takdirde tehlikeli bir düşman olabilen zürafa, başıyla yıkıcı bir darbe indirebilir. Ön ve arka ayaklarının tekmesi de korkunçtur.

Erkek zürafaların arasındaki dövüşler: İki erkek zürafa dövüştükleri zaman, birbirlerinin göğsüne ve boynuna nişan alırlar. Bazen zürafanın biri indirdiği darbeyi isabet ettiremeyerek küt diye yere oturur. Bu dövüşlerin ölümle sonuçlandığı enderdir. Bununla beraber 50 kiloluk kafayla indirilen isabetli bir darbe, öbür zürafanın boynunu kırabilir. Arada, boyun kemikleri yerinden çıkmış zürafalara ve boynu kırılmış ölü erkek zürafalara rastlanır. Bu kazalar belli ki dövüş sonucudur.

Zürafanın boynuzları tehlikeli silâhlardan sayılmazlar. Tepeleri yuvarlanmış ve yastıklanmış olduğundan bir cismi delebilme kabiliyetleri yoktur. Normal düşmanlarıyla dövüşürken, zürafa başıyla darbeler indirdikten başka, ön ayaklarını yerinde kullanmayı bilir. Zürafanın tekmesinin, bir tonu aşkın kemik ve kas tarafından desteklendiği unutulmamalıdır.

Zürafanın en tehlikeli düşmanı: Zürafanın kendi hemcinslerinden ve insanoğlundan başka Afrika’da bir tek tabii düşmanı vardır: Arslan. Fakat bu tehlikeli etçilin zürafaya saldırması bazı şartlara bağlıdır. Bir kere aç olması lâzımdır. ikincisi, bir tek arslan yetişkin bir zürafaya saldırmaya cesaret edemez. Fakat iki veya daha fazla sayıda arslanın yetişkin erkek zürafaları öldürdükleri görülmüştür. Son olarak da, arslanlar zürafaya ancak tetikte olmadıkları zaman, yani su içmek üzere başını aşağıya sarkıttığı zaman saldıracaklardır. Ağzının su seviyesine inebilmesi için, zürafa bu sıralarda ön bacaklarını ardına kadar açar. Zürafanın oldukça uzun bir hayat süresi vardır. Esaret hayatında yirmi sekiz yıl yaşadığı görülmüştür.

Zürafa Zararsızdır: Zürafanın kusursuz bir karakteri olduğunu söyleyebiliriz. Hayatını koruması gerekmedikçe, kimsenin canını yakmaz. Çiftçilere zararlı faaliyetleri de yoktur. Fakat arada insanların canını sıktığı olur. Mesela birkaç yıl önce Uganda’da tam 960 kilometrelik telgraf teli işe yaramaz hale gelmişti. Dört, beş zürafa tellere çarparak neredeyse başlarının kopması tehlikesiyle karşılaşmışlardı. ilgililer bunun üzerine telgraf tellerini 90 santim yükselterek bu gibi kazaların önünü aldılar. Zürafa kurak ve açık çalılık araziyi sever. Sık ormanlarla bataklıklar bu gökdelen yaratığın aynı derecede canını sıkarlar.

Sesli mi, Sessiz mi? Zürafanın ses kirişleri olmadığına, bundan ötürü de dilsiz olduğuna dair bir inanış vardır. Ses çıkardıkları zaman kimse yanlarında bulunmadığı için, aynı şey başka hayvanlar hakkında da düşünülmüştür. Halbuki zürafa dilsiz değildir, hatta bazı sesler çıkardığına dair elimizde delil bile vardır. Örneğin, yavrusu yanından fazlaca uzaklaştığı zaman, dişi zürafa hafif bir çağın duyurur. Bir keresinde de atla arkasından yetişilen bir yavru zürafa boru gibi ötmüştü.

Yavru Zürafalar: Görünüşe bakılırsa, zürafaların belli bir çiftleşme mevsimi yoktur. Çiftleşmeden on dört veya on beş ay sonra dünyaya gelen yavru zürafa 150 santim boyundadır. Bu sevimsiz yaratık sadece boyun ile bacaklardan meydana gelmiş gözükmektedir.

Yavru zürafa önceleri bacaklarının üzerinde sallanırsa da, doğumunun üzerinden yirmi dakika geçtikten sonra kendiliğinden ayağa kalkıp gezinmeye başlayabilir. İlk yemeğini yemeye de artık hazırdır. Yavru hayatının ilk dokuz ayında anne sütüyle yaşar. Fakat bundan sonra„ akasya ağacının dallarına uzanıp karnını .doyurabilecek kadar boy atmış olur.

Yavru zürafa da bütün yavrular gibi oynamayı ve zıplamayı sever. Küçük yavruların bulunduğu sürülerde, bunlar iki, üç gardiyanın kontrolündedir. Yavruların sürüden fazla uzaklaşıp aslanlara yem olmamalarına göz kulak olmak, yetişkin zürafaların vazifesidir. Fazlaca cesur bir yavru oyun arasında sürüyle arasını açacak olursa, gardiyanlardan biri dörtnala koşarak onu yine emniyete sürer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.