Sevgi Nedir? Nasıl Oluşur? Anlamı ve Önemi Nedir?

Sevgi nedir? Sevgi tanımlanması oldukça zor bir kavramdır. Nitekim çok çeşitli tanımlar’ yapılmaktadır. Sizlerle paylaşmayı tercih ettiğim birkaç tanımı şunlar:

Sevgi;

“Zorlama olmadan, yalnız özgür olunduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutlayan bir eylemdir.”

“Kişinin kendi bütünlüğünü, bireyselliğini koruyarak gerçekleştirdiği birliktir.

“İnsana özgü dünyadan bir şeyler vermektir, bunlar ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir.””

Bilim, sanat, felsefe gibi sevgi de insan beyninin en üst işlevlerinden biridir.” Görüldüğü gibi her tanım, sevgiyi bir boyutuyla öne çıkarmaktadır.

Gerçekte insanı tanımadan sevgiyi tanıyamayız, anlayamayız. Sevgiyi anladıkça da insanı tanıma konusunda daha da derinleşme imkânını elde ederiz. Sevgi, insanın yaratılışında var olan bir yetidir. İnsanda fıtraten potansiyel güç olarak var olan sevgi, sevme, sevilme eğiliminin açılıp serpilmesi, geliştirilmesi, geliştirilerek işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir. Bu potansiyel gücün açılımının sağlanması, eğitimle olmaktadır. Eğitimin niteliği, bireyde sevgi eğiliminin gelişmesine veya bodurlaştırılmasına neden olabilir. Öyleyse her bireyin tabi tutulduğu eğitimin, mutlaka sevgi esasına dayanması ve sevgiyi öğretim konusu etmesi gerekmektedir.

İnsan, doğal olarak, “kendince güzel ve iyi olan” her şeye ilgi duyar, onları “sever”; kötü ve çirkin olanlarından ise uzak durmaya çalışır. Bu cümledeki “kendince” kaydının altını çizmek gerekir. Birey neleri güzel, iyi, doğru görmeye hazır/müsait ise onları öyle görür. Gelişmişlik düzeyine göre, onun algı düzeyi ve algısının niteliği değişkenlik arz eder. Dolayısıyla, nelerle/kimlerle ne kadar ve nasıl ilgileneceği, onları ne kadar ve nasıl seveceği görecelidir.
Sevgi kavramıyla birlikte kullanılan ve sevgiden beslenen dostluk, şefkat, merhamet, affetme, karşılık beklemeden verme gibi güzel ve olumlu kavramlar vardır. Kin, nefret, düşmanlık, intikam, şefkatsizlik, merhametsizlik gibi olumsuz kavramlar ise, sevgiye zıttırlar; sevgiyle bağdaşmazlar, onunla bir arada bulunmazlar. Sevginin olmadığı yerde bunlar, ayrık otu gibi boy atarlar.

Sevgi, sadece sözü edilecek bir şey değil; aksine onun, tutum ve davranışlarla somutlaşması, bir hayat tarzı olarak görünürlük kazanması gerekmektedir. “Bal bal demekte ağız ballanmaz” özdeyişi, bu durumu veciz biçimde dile getirmektedir. Onu görmek, tanımak, elde etmek ve tatmak gerekir. Nitekim Kur’an, Allaha sevmenin, lafla geçiştirilecek bir şey olmadığını; bilakis tutum ve davranışlar olarak somutlaştırılıp görünür kılınması gerektiğini ifade ederken sevginin mahiyetine işaret etmektedir: “De ki, eğer Allaha seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”2

Sevginin vazgeçilmezliği: Sevgi insanın yaratılışında var olduğundan dolayı, insan onsuz düşünülemez, onsuz gelişemez. Sevgi, insanın temel ihtiyaçlarındandır. Maslow’un ihtiyaç sıralamasına göre yeme içme gibi fizyolojik ihtiyaçlar birinci, güven ikinci, sevgi ve benimseme ise üçüncü sırada yer almaktadır. Bebeğin temel gıdası sevgi, benimsenme ve ilgidir. Yaşın ilerlemesi, insanın bu ihtiyaçtan kurtulmasına yol açmamaktadır; her yaşta insan sevgiye, sevmeye, sevilmeye, benimsenmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden, sağlıklı bir kişilik gelişimini gerçekleştirebilmek için her bireyin sevgi ihtiyacının yerinde, zamanında tatmin edici düzeyde karşılanması gerekmektedir.

Bireyin sevgiyle beslenip gelişmesi, sevme yetisini sağlıklı biçimde geliştirip seven ve sevilen olması, tutarlı bir hayatı inşa edebilmek için şarttır. Bir başka ifadeyle, hakiki anlamda seven olmak, insan olma, kendini bulma, kendini gerçekleştirme, insanca yaşamanın yolunu bulup uygulama imkânına kavuşma demektir. Bu anlamıyla sevgi, nitelikli, rafine sevgidir. Bu sevgi, bir bilme hali, bir farkındalık hali, bir var oluş halidir ve dolayısıyla akılla, iradeyle irtibatlıdır. Böyle bir sevgi, insanda yaratılıştan potansiyel güç olarak bulunan sevme eğiliminin sağlıklı biçimde geliştirilmiş olmasıyla ortaya çıkar.

Sevginin oluşması: Bu sevgi, nasıl oluşturulacaktır? Bu sevgi, buyrukla oluşmaz. Falanı, aileni, milletini, insanları vs. seveceksin demekle, kişide onların sevgisi meydana gelivermez. Sevgi bilişsel ve buna bağlı olarak ve daha baskın halde duyuşsal özellikler ihtiva eder. Sevileni bilme, tanıma, anlam(landırm)a olmaksızın ona ilişkin sevme/sevgi gerçekleşemez. Sevginin dozu, yoğunluğu, sevilene ilişkin tanıma/anlama düzeyi ile paralellik arz eder.
Sevginin mahiyeti, onun asıl yerinin akıl olduğunu işaret etmektedir. Akil kelimesinin türediği kök olan “ald” mastarı, “bağlamak” anlamını içermektedir. Akıl, bütün düşüncelerimizi birbirine, onları duygularımıza ve bunları davranışlarımıza bağlamayı Sağlar.
Böylece bireyin kişisel dünyasını iç tutarlılığa, bütünlüğe kavuşturur. Bu sürecin elverişliliği oranında ürün olarak sevgi ortaya çıkar.
İnsanın idrak düzeyi yükselmeden, düşünme yeteneği yeterince gelişmeden, buna bağlı olarak duyguları incelmeden nitelikli sevgi kazanılamaz. Bu ise, sağlıklı bilgi ile yeterince beslenmeyle atbaşı gidecektir. Bilgi ile beslenir, sevme eğilimi. Bilgiyle beslenmeyen sevgi, kalıcı ve insani olamaz. Sevilmeye değer olana ilişkin bilgilenme düzeyi yükseldikçe bireyin ona karşı ilgisi, sevgisi artar ve bu sevgi giderek sağlam temellere dayanıp kökleşir. Bu süreçte hem bireyin sevme eğilimi/yeteneği geliştirilmekte hem de aynı zamanda anlama/kavrama düzeyi yükselmektedir. Anlamlandırma düzeyi yükselen birey, neleri, niçin, nasıl… seveceğini daha sağlıklı biçimde belirleyebilme imkânına kavuşmaktadır.

Sevgi ve özgürleşme: Bilgiyle beslenerek geliştirilen anlama kavrama sistemi, gelişmişliği oranında bireyin özgürleşmesini sağlar. Çünkü bu sayede birey, dışa bağımlı olmaktan kurtularak kendi kalbinin ve aklının yönetimine girmekte; kendi kendine yöneten, denetleyen bir konuma yükselmektedir. Doğru ve tutarlı bir anlamlandırmaya dayanan sevgi de, insanı esir eden bütün zincirlerden sahibini kurtarır. Seven insan, aynı zamanda özgürleşmiş insan konumuna yükselir.
Sevgi yeteneği geliştikçe birey özgürleşir; çünkü iyi tanıma ve anlam(landırm)aya dayalı rafine sevgi, bireyin kendi varlığı dışındaki faktörlerin etkisinden çıkıp tamamen kendi içi dinamiklerinin, bizzat oluşturduğu değerlerinin yönetim ve denetiminde bağımsız kişiliğe kavuşmasma yol açmaktadır. Gerçekte sevgi yeteneği geliştiği oranda kişi, sevgi ile bağdaşmayacak bütün kötü tutkulardan ve yanlış tutum ve davranışlardan arınmaktadır. Böyle bir kişide yalan, kandırma, dolandırma, sömürme, öç alma, kin duyma, varlıldan araç olarak görme ve kullanma, küçük görme, aşağılama, ezme, öldürme, cezalandırma, hoşgörüsüzlük, bencillik vb. duygu ve düşünceler kolay kolay onu yönlendiremez. Haliyle o, bütün bu prangalardan kurtulmuş olur. Eğitim, bunu sağladığı oranda işlevseldir, başarılıdır.

Sevginin gücü: Sevgi en büyük güçtür, sevgiyle bağdaşmayan diğer tutumlar ise güçsüzlüktür. Çünkü sevgiden sevgi; yani hoşgörü, paylaşma, içtenlik, doğruluk, erdem, adalet vb. doğup gelişir. Bu duygular, bireyin kişilik gelişimini besler. Kişiliği sağlıklı geliştikçe, daha çok sevme yeteneği gelişir. Sevgi yeteneği gelişmiş insan, kendini bir bütün olarak daha iyi geliştirme imkanını elde eder. Bu da, onun olay ve olguları çok yönlü görüp sağlıklı değerlendirme yapma gücünü ona kazandırır. Bu ufuk genişliği, sorun çözme yeteneğini geliştirerek onu kendi kendine yeten özgür/güçlü birey konumuna yükseltir.
Her türlü iyilik, yardımlaşma, hoşgörülü olma gibi bütün yapıcı nitelikler, güzellikler, sevgi yeteneğinin gelişmesine bağlı ve ona paralel olarak kazamlır. Sevginin önünde karşılıksız verme, özverili olma, kötülüğe bile iyilikle karşılık verebilme, empati yapma gibi soylu duygu ve düşünceler yer almaktadır. Bu duygu ve düşüncelere sahip olmak, bireyi güçlü kılar. Bu güç sayesinde birey, sorunlarını rahatlıkla çözebilir, amaçlarına ulaşarak mutluluğu yakalayabilir.
Bu güç, başkalanyla ilişkide bireyi en üst düzeyde etkili konuma taşır. Bu konumuyla o, başkaları tarafından sempatiyle karşılanabilir, onlarca kolayca sıcak ilişki kurup etkin iletişime girebilir. Onun için sevme yeteneğinin gelişmiş olması, eğitici konumunda olan herkeste (anne, baba, öğretmen…) bulunması gereken niteliktir. Bu nitelikte donanmış bir eğitimcinin, öğrencisine/çocuğuna ulaşması, onu etkilemesi, ilgisini çekmesi, onun tarafından model alınması son derece kolaylaşacaktır.
Unutulmamalıdır ki, korku, baskı ve tahakkümün hâkim olduğu eğitim sistemi etkili ve kalıcı olamaz. Çocuk korktuğu, çekindiği kişileri değil, sevip saydığı kişileri daima kendine örnek alır. Korktuklarından değil sevdiklerinden huy kapar. Bu durum, bireyin sağlıklı gelişip güçlü olabilmesi için eğitimin sevgiyi konu edinmesi gerektiğini gösterdiği kadar, yapılacak eğitimin sevgi eksenli olmasının kaçınılmazlığını da gözler önüne sermektedir. Kısacası, sevgi yaşanarak öğrenilir ve ancak sevginin ve özgürlüğün bulunduğu ortamlarda kazanılabilir.
Yapılan bilimsel araştırmalar, sevginin eğitim ortamında etkili bir değişken olduğunu; dolayısıyla sınıf içi etkinliklerde sevginin ilke edinilmesi, eğitimin sevgi eksenli olması gerektiğini kanıtlamıştır.’ Esasen eğitimde hem ödül hem de ceza vardır. Ancak, bu ceza, şiddet içermemelidir. Ne tür olursa olsun şiddet içeren cezanın olumlu bir etkisi yoktur; aksine olumsuz, yıkıcı, tahrip edici etkisi söz konusudur. Kaldı ki, şiddet içermeyen ceza bile, ödül kadar eğitsel etkiye sahip değildir.’ Sevilme, çok önemli bir ihtiyacı karşıladığından dolayı, çok etkili bir ödüldür. Bu yüzden sevgi, son derece etkin eğitsel işleve sahiptir.

2 Yorum

  1. Son zamanlarda uzun yıllar yaşadığım ilişkilerde sevgiyi sorguluyorum. Sanki yeni uyanmışım da geçmişte yaşadıklarım bir rüya imiş ve ben oradaki ben değilmişim gibi geliyor.
    “İnsanın idrak düzeyi yükselmeden, düşünme yeteneği yeterince gelişmeden, buna bağlı olarak duyguları incelmeden nitelikli sevgi kazanılamaz. Sevilmeye değer olana ilişkin bilgilenme düzeyi yükseldikçe bireyin ona karşı ilgisi, sevgisi artar ve bu sevgi giderek sağlam temellere dayanıp kökleşir. Bu süreçte hem bireyin sevme eğilimi/yeteneği geliştirilmekte hem de aynı zamanda anlama/kavrama düzeyi yükselmektedir. ” “birey, dışa bağımlı olmaktan kurtularak kendi kalbinin ve aklının yönetimine girmekte; kendi kendine yöneten, denetleyen bir konuma yükselmektedir. Doğru ve tutarlı bir anlamlandırmaya dayanan sevgi de, insanı esir eden bütün zincirlerden sahibini kurtarır. ” Muhteşem sözler. Galiba buydu ifade edemediklerim.

  2. Son zamanlarda uzun yıllar yaşadığım ilişkilerde sevgiyi sorguluyorum. Sanki yeni uyanmışım da geçmişte yaşadıklarım bir rüya imiş ve ben oradaki ben değilmişim gibi geliyor.
    “İnsanın idrak düzeyi yükselmeden, düşünme yeteneği yeterince gelişmeden, buna bağlı olarak duyguları incelmeden nitelikli sevgi kazanılamaz. Sevilmeye değer olana ilişkin bilgilenme düzeyi yükseldikçe bireyin ona karşı ilgisi, sevgisi artar ve bu sevgi giderek sağlam temellere dayanıp kökleşir. Bu süreçte hem bireyin sevme eğilimi/yeteneği geliştirilmekte hem de aynı zamanda anlama/kavrama düzeyi yükselmektedir. ” “birey, dışa bağımlı olmaktan kurtularak kendi kalbinin ve aklının yönetimine girmekte; kendi kendine yöneten, denetleyen bir konuma yükselmektedir. Doğru ve tutarlı bir anlamlandırmaya dayanan sevgi de, insanı esir eden bütün zincirlerden sahibini kurtarır. ” Muhteşem sözler. Galiba buydu ifade edemediklerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.