Anı (Hatıra) Nedir? Türleri ve Özellikleri Nelerdir?

  • Anı (hatıra) Nedir? Anılar yaşanan olayların insan belleğinde bıraktığı izlerdir. Anı yazarı da bu izleri canlandırarak geçmişi dille sergiler. Bu yönden şöylede diyebiliriz: Anı hem yazın ürünlerini (şiir, roman, öykü, oyun v.b.) besleyen bir yaşantı birikimi, hem de kendisine özgü yasaları olan bağımsız bir yazı türüdür. Çünkü yaşamakta olan değil, yaşanmışı anlatırlar anılarını yazılar.

Anının Özellikleri: Anı çok yönlü, çok boyutlu bir yazı türüdür. Bir kez anılarını yazan kişi hem geçmişi, geçmişte tanık olduğu ya da duyduğu olayları anlatır. Bu anlatımı belirleyen ve yönlendiren özellikleri şöyle toparlayabiliriz:

Geçmişi anlattığı için tarihe ışık tutar. Ne var ki tarihle de yer yer kesişir anı türü. Ancak tarih gibi, bilimsel yöntemlerden yararlanma, söylenenleri yüzde yüz kanıtlama yoluna gitmez.

Anılarını yazanlar, geçmişi didikledikleri gibi, kendi yaşam öykülerini de sürekli didiklerler. Bu bakımdan anı türü, öz yaşam öyküsü (otobiyografi) ile yer yer örtüşür. Ancak öz yaşam öyküsünde yazar, yazısına tümüyle kedi yaşamını odak noktası yapar. Daha doğrusu kendi yaşamı üzerinde yoğunlaşır. Oysa anı türünde bu böyle değildir. Anı yazarı, kendi yaşamından kesitler anlatsa bile bunu içinde bulunduğu tarihsel dönemi anlatabilmek için yapar. Anıda yaşam öyküsü bir araçtır; amaç, dönemini ve çevresini anlatmaktır.

Anı yazarı, anılarını yazarken salt belleklerinin tanıklığıyla yetinmez. Bunu için de anlattıkları dönemle ilgili olarak belleklerini harekete geçirmek için yazılı ve yazısız kaynaklara başvururlar.

Anılar, günlüklerle de kesişir. Günlük bölümünde de değineceğimiz gibi, günlükleri günü gününe yaşanan olaylar, duygular, düşünceler oluşturur. Daha doğrusu günlükler, yaşanılırken yazılır; oysa anılar yaşandıktan sonra.

Gerçek yaşam ve yaşantıdan kaynaklanan yazı türlerinin ortak özelliği olan yalınlık, doğallık, gerçeğe bağlılık anılarda da aranır.

Anı Türleri: Anılarını yazanlar sadece sanatçılar, edebiyatçılar değildir. Bir bakıma sanatçılardan, edebiyatçılardan çok, imparatorlar, krallar, politikacılar, kumandanlar, yöneticiler anılarını yazmışlardır. Yazılan anıları konularına, yazarının kişiliğine ve amacına göre türlendirenler vardır. Sözgelimi savaşlar, siyasal ve toplumsal olaylar, devletler arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerde görev almış kişilerin anıları çoğu kez “siyasal anılar” olarak adlandırılır. Bir edebiyatçının kendi yaşamına, içinde yer aldığı edebiyat akımı ya da dönemiyle ilgili anıları na genellikle “yazınsal anılar” denir.

Hüseyin Cahit Yalçın’ın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun anıları gibi. Ancak anılar ister siyasal, ister yazınsal boyutlu olsun onları iki türde toplayabiliriz: Belirli bir dönemle ilgili anılar; bir dönem ya da belirli olaylar içinde yer almış kişileri’ tanıtmaya yönelik anılar. Bu ikincisine anı portre de diyoruz. Belirli bir dönemle ilgili anıları oldukça genel ve geniş anlamda düşünmeliyiz. Anı yazarının çocukluk, gençlik, yaşlılık dönemi de olabilir, belirli bir siyasal dönem de.

Günlük: Birey yaşamında çeşitli durum ve olaylarla karşılaşır. Yaşadıklarının bir bölümünü dost ve arkadaşlarıyla paylaşır. Kimi zaman bu paylaşım olanağını bulamaz. işte bir kimsenin günlük gözlemlerini izlenim ve düşüncelerini günü gününe yazarak ve üstüne tarih atarak oluşturduğu yazı türüdür.

Bir bakıma “iç dökme defterleri” diyebileceğimiz günlükler, kişiye özel olması ve genelde yayımlanma amacı taşımaması nedeniyle oto sansürden en uzak olan yazı türlerinden biridir. Bu türde kişiler, dış denetimden uzak oldukları için daha doğal ve içten bir tavır takınırlar. Bu bakımdan günlükler, bize günlük sahiplerini iç ve dış yapı yönünden daha iyi tanıma olanağı verir. Bununla birlikte günlükler, günü gününe kayıtlar oldukları için bize yaşanan zamanla onun içerdiği pek çok olay ve kişi hakkında bilgi sunar.

Günlük, bazı bakımlardan anı (hatıra) ile benzerlik ve yakınlıkları olan bir türdür. Böyle olmakla birlikte bu tür, anıdan bütünüyle farklıdır. Bu fark, şöyle belirlenebilir: Günlük, yaşarken günü gününe yazılır. Günlük yazarı, defterinin sağ üst köşesine günün tarihini atar ve gün içinde yaşadıklarını yazıya geçirir. Anı ise, tam tersine yaşandıktan yıllar sonra yazılır Başka bir söyleyişle anı yazarı, yaşadıklarını belli bir zaman sonra yazıya geçirir. Dolayısıyla bu noktada belirleyici olan “bellek” tir. O, belleğin yardımıyla geçmişi yeniden üretir. Suut Kemal Yetkin, günlük ile anı arasındaki farkı şöyle ortaya koyar: “Günlük, ileriye doğru gider, hatıra geriye doğru iner. Biri yaşarken, öbürü yaşadıktan sonra yazılır.”

Günlük, Batı’da Rönesans’tan beri var olan bir türdür. Stendhal, Goncourt Kardeşler, Pepys, Mansfield, Woolf, Goethe, Hebbel, Kafka gibi yazarlar, bu türde eserler vermişlerdir. Bizde ise bu tür, Tanzimat’la birlikte görülmeye başlar ve günümüze doğru artarak devam eder. Bu türde Ali Bey, Nigar Hanım, Ömer Seyfettin, Nurullah Ataç, Salah Birsel, Oktay Akbal, Tomris Uyar, Oğuz Atay ve Adalet Ağaoğlu gibi sanatçıları anabiliriz.

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.