Sınıflandırma Nedir? Nasıl Yapılır? Çeşitleri Nelerdir?

Dünyamızda; karada, suda ve havada olmak üzere, milyonlarca canlı çeşidi bulunmaktadır. Bu kadar çok çeşitlilikle birlikte, henüz tanımlanmamış bir çok canlının da olduğu belirtilmektedir.

Bu kadar çok çeşitlilik gösteren canlı  organizmaları  tek  tek  incelemenin  güçlüğü  ortadadır. Canlıların çeşitliliğine karşın, yaşayışları ve yapıları birbirinden bütünüyle farklı değildir. Bu nedenle bu konuyla ilgilenen bilim adamları, canlıları benzerliklerine göre gruplara ayırarak incelerler. Canlıların benzerliklerine göre gruplara ayrılmasına sınıflandırma denir. Sınıflandırmayı inceleyen bilim dalı olan sistematik bilimi (Taksonomi) ise, bu konudaki gelişmelerin bir ürünüdür.

İnsanlar önceleri, canlıları tamamen dış gözlemlere dayanan benzerliklerine göre sınıflandırılmışlardır.  Bu  şekilde  yapılan  sınıflandırmaya  yapay  (Ampirik) sınıflandırma  denir. Tamamen dış gözlernlere dayanan ampirik bilgiler, biyolojik bir sınıflandırma için yeterli sayılamaz.

Canlıları aralarındaki ilişkilere ve tüm özelliklerinin incelenmesiyle  elde  edilen  bilgilere  göre  sınıflandırılmasına bilimsel sınıflandırma   denir. Canlıların köken (orijin) ilişkilerine, evrim basamaklarına ve akrabalık derecesine göre yapılan bilimsel sınıflandırmaya,   doğal sınıflandırma   ( Filogenetik sistematik) denir. Bu sınıflandırmaya göre, canlılar arasındaki benzerliğin temel ölçütü köken (orijin) birliğidir. Yani; ortak kökenleri yakın geçmişte olan canlılar birbirine en fazla benzerler. Yine bu sınıflandırmaya göre, ortak bir atadan oluşan canlılar, uzun zaman sürecinde değişip farklılaşmışlardır.

Filogenetik sistematik, yapısal özellikleri bakımından birbirine benzeyen, aynı dış ve iç uyartılara karşı benzer şekilde tepki gösteren, doğal olarak birbiriyle çiftleşip kısır olmayan yavrular oluşturabilen bireyler topluluğunu tür olarak tanımlar. Aynı türde yer alan bireyler birbirinin tıpkısı değil benzerleridir. Anatomik, fizyolojik özellikleri, protein yapısı ve davranışları bakımından belirli farklılıklar gösterirler. Bütün bu farklılıklara karşın; aynı türdeki bireyler, başka türdeki bireylere oranla, birbirlerine daha fazla benzerlik gösterirler.

Filogenetik sistematik, farklı türler arasındaki evrimsel ilişkiyi öncelikle homolog organlarla saptar. İç yapıları benzer, görevleri farklı olan organlara homolog organ denir. Kuş kanadı – Fok yüzgeci – İnsan kolu birbirinin homoloğu olan organlardır. Farklı türler arasında homolog organ ya da organlar varsa, bu türlerin orijin birliğinden bahsedilir. Bundan sonra, türler arasındaki akrabalık derecesini bulmak için bütün yapısal benzerlik ve farklılıklar ortaya konur. Bunun içinde biyokimya, fizyoloji, anatomi gibi bilim dallarından yararlanılır. Benzerlik oranının saptanmasına protein yapılarının incelenmesiyle başlanır. Çünkü, protein yapısındaki aminoasitierin sayı, çeşit ve dizilimlerindeki benzerlikle, akrabalık derecesi doğru orantılıdır. Örneğin, doku nakillerinin yapılabilmesi için, alıcı ve vericideki protein benzerliğinin belirli bir oranda olması gerekir. En yakın akraba olan; kardeşler, anne ve babada, bu oran yüksek değerdedir. Bu nedenle ayni aile bireyleri arasında yapılan doku ya da organ nakilleri en başarılı sonuçları vermektedir. Aynı ailenin, büyük baba, büyük anne ya da teyze, hala, amca gibi akrabalara doğru gidildikçe benzerlikte azalma gözlenir.

Bu örneğimizi genelleştirdiğimizde, orijinleri yakınlaştıkça bireyler arasındaki benzerlik oranının giderek arttığını söyleyebiliriz. Aralarında homolog organ ilişkisi olmayan bireylerin orijin birliği yoktur. Bunlar arasında, sınıflandırma açısından değerlendirilecek benzerlik bulunmaz.

Yer katmanları arasında ya da başka ortamlarda bulunan kimi fosillerin, günümüzdeki canlılar arasında benzerlerine rastlanmaması, bu türlerin tamamen ortadan kalktığını göstermektedir. Buna karşın, bazı fosillerin günümüzde yaşayan canlıları andırır özellikte olması, bunların, şimdiki benzerlerinin ataları olduklarına kanıt gösterilir. Evrim konusunda da belirttiğimiz gibi, bu ve benzeri belirlemeler “türlerin sabit olmadığı, zamanla değiştikleri” görüşünü güçlendirmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.