Hava Kirliliğine Neden Olan Gazların Zararları

Hava Kirliliği Atmosferi meydana getiren gaz karışımlarından oluşan hava, canlı organizmanın yaşam sürecindeki en önemli ögelerden biridir. İnsanın günde ortalama olarak 1,5-2,5 L su, 1,5 kg besin, 10-20 m3 havaya gereksinimi vardır. Açlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün kadar dayanabilen insan, havasızlığa ancak 6 dakika kadar dayanabilmektedir. Peki, soluduğumuz hava kirlenirse ne olur? Hava kirliliğine neden olan kaynaklar nelerdir? Sanayi Devrimi’nden sonra kimyasal maddelerin üretim ve kullanımındaki artışın çevreye verdiği en büyük zararlardan biri, hava kirliliğidir. Özellikle 1950’lerden sonra hava kirliliğinin insan sağlığını olumsuz etkilediği fark edilmiş, 1990’larda ise kanıtlanmıştır.

Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde yarattığı en önemli olumsuz etki, solunum yolu rahatsızlıklarıdır. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliğine yol açan maddelerin atmosferdeki miktarının artması, özellikle astım hastalıklarında artışa yol açmaktadır. Uzun süre hava kirleticilerinin etkisinde kalan insanlarda çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkmakta ve bu insanların ömrü kısalmaktadır. Örneğin ABD ve Hollanda’da yapılan araştırmalara göre hava kirliliği olan bölgelerde yaşayanların ömrü, kirliliğin olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1-2 yıl daha kısadır.

Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, solunum yolları yanında kalp ve damarlar gibi pek çok organda görülmektedir. Bu etkinin boyutu bireyin yaşına, sağlık durumuna ve alışkanlıklarına göre değişmektedir.

Hava kirliliğinin insan sağlığına olan etkileri yanında, su kaynaklarını kirletme, bitki örtüsüne zarar verme, iklim değişikliğine neden olma gibi olumsuz etkileri de vardır. Bu etkilerin tam olarak anlaşılabilmesi için hava kirliliğine neden olan maddelerin yapısını bilmemiz gerekir. Peki, hava kirliliğine neden olan kimyasal maddelerin başlıcaları nelerdir?

Hava kirlenmesinin izlenmesinde özellikle kentsel kirleticiler olarak bilinen ve binalarda kullanılan fosil yakıtlarla motorlu taşıtlardan kaynaklanan kükürtdioksit, karbonmonoksit, azot oksitleri, hidrokarbonlar, kurşun ve toz gibi kirleticilerin değerlendirilmesi gerekir.

Tozlar: Bildiğiniz gibi güneş ışınları doğrudan gözlenemez. Ancak bazı ortamlarda güneş ışınlarının aydınlatıcı etkisi görünebilir . Bu da havada asılı olarak bulunan toz taneciklerinin yansıtıcı etkisi sayesinde ışınların görünür duruma gelmesiyle sağlanır.

Yanardağ patlamaları, orman yangınları gibi doğal veya elektrik santralleri, fabrikalar gibi yapay kaynaklardan havaya salınan asılı tanecikler katı ya da sıvı halde olabilir. Yapay kaynaklardan oluşan tozlar, doğal kaynaklardan oluşanlara göre daha tehlikelidir.

Organik ya da anorganik madde olabilen asılı tozlar, tanecik çapına göre iki sınıfta incelenir. Çapı 0,0025 mm’den küçük olan tanecikler ince toz, 0,0025 mm’den büyük olanlar ise kaba toz olarak sınıflandırılır. İnce tozlar yanan yakıtlar, organik ve metal buharlarının yoğuşması sonucunda oluşurken kaba tozlar genelde yer kabuğunu oluşturan maddelerin hareketleriyle oluşur. Dolayısıyla kaba tozlara oranla ince tozlar çevre için daha tehlikelidir.

Kükürtdioksit: Tozlar gibi kentsel alanlarda fosil kökenli maddelerin yanmasıyla oluşan hava kirleticilerden bir diğeri SO2 (kükürtdioksit) gazıdır. SO2 gazı renksiz, boğucu kokulu ve öksürtücü etkisi olan bir gazdır. Sudaki çözünürlüğü çok yüksek olan bu gaz, havadaki su damlacıklarıyla yükseltgenir. SO2 gazı, 02 gazıyla da tepkimeye girer.

Hava kirliliğinin olmadığı koşullarda su zerreciklerinin havada bulunan CO2 gazıyla tepkimesinden dolayı yağmur suları genellikle çok az asidiktir. Bu da normal bir durumdur. Ancak yapay kaynaklardan atmosfere verilen SO2 gazı miktarı fazla olursa önceki sayfada verilen tepkime denklemlerinde de gösterildiği gibi yağmur sularının asitliği artar. Bunlar da yeryüzüne asit yağmurları olarak yağmaya başlar.

Çok fazla kükürt içeren kömür ya da petrolün yanması sonucunda oluşan asit yağmurlarının çevreye çok fazla zararı vardır. Göl, havuz, nehir, baraj ve toprakları yaşanmayacak kadar asidik yapan bu yağmurlar, su ve karasal ekosisteme son derece zararlıdır. Özellikle bitkiler, asit yağmurlarından ilk etkilenen varlıklardır. Diğer taraftan toprağın asitliğindeki en küçük değişiklik, topraktaki bazı minerallerin çözünerek nehir sularına karışmasına neden olmakta ve dolayısıyla toprağın bileşimi değiştiği gibi içme ve sulama suları kirlenmektedir. Bunlar da besin zincirleriyle insanlara geçerek pek çok olumsuzluğa neden olmaktadır.

Kükürtdioksit: gibi asit yağmurlarına neden olan diğer bir hava kirleticisi azotoksitlerdir. Atmosferde bulunan önemli azotoksit bileşikleri; NO, NO2 (azotdioksit) ve N20 (diazotoksit)’tir.

Taşıt egzozları, kimyasal işletmeler, ısınma amacıyla kullanılan bazı fosil kökenli yakıtların yakıldığı ev ve işletmeler, elektrik santralleri gibi kaynaklardan atmosfere NO yayılır. Atmosfere yayılan NO, sonra NO2 gazına yükseltgenir.

NO2 gazının atmosferdeki oranının artması, azot bileşiklerinin çevreyi olumsuz etkilemesine neden olur. Çünkü NO2 gazı, aynen SO2 gazı gibi havadaki su molekülleriyle tepkimeye girerek HNO3 oluşturur. HNO3’in oluşması ise asit yağmurlarının oluşması anlamına gelir.

NO2 gazının asit yağmurları oluşturma etkisi yanında doğrudan insan vücuduna alınmasıyla sağlık üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Örneğin azotdioksit gazına uzun süre maruz kalan bronşitli insanların akciğer fonksiyonlarında olumsuzluklar gözlenmektedir.

Karbonmonoksit CO, atmosferde yaygın olarak bulunan kirletici gazlardan biridir. Renksiz ve kokusuz olan CO gazı, havadan daha hafiftir ve suda çözünür. Atmosfere CO gazı yayılmasının temel nedeni, karbon içeren maddelerin yeterince oksijen gazı olmadan yanmasıdır. Karbon bileşikleri yeterli oksijen bulunan ortamda yandığında CO oluşmaz. Örneğin fosil yakıtla çalışan motorlu araçların hava filtreleri zamanında temizlenmemişse egzozundan atmosfere CO gazı yayılır.

CO gazının en tehlikeli hava kirleticisi olarak görülmesinin temel nedeni, atmosferde diğer gazlara göre daha uzun süre kalabilmesidir. Atmosferde CO gazının CO2 gazına dönüşümü, ortamdaki serbest oksijen molekülüne, sıcaklığa ve tepkimeleri hızlandırıcı maddelere bağlıdır.

Karbondioksit: CO2, atmosferde en düşük seviyede bulunan gazlardan biridir. Bir milyon hava molekülünden yaklaşık 350 tanesi CO2’tir. Ancak Sanayi Devrimi’nden sonra özellikle fosil yakıtların yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla atmosferdeki CO2 gazındaki artış hızlanmıştır.

CO2 gazi zehirli olmadığından havayı kirletici olarak ele alınmaz. Ancak çevreye etkisi oldukça büyüktür. CO2’in atmosferde birikmesi Dünya’nın enerji dengesini değiştirebilir. Çünkü CO2 gazının Güneşten gelip yeryüzünden yansıyan bazı ışınları soğurma özelliği vardır. Bu durum aynen pencere camlarına benzetilebilir. Bildiğiniz gibi pencere camları güneş ışınlarını geçirir. Odaya giren güneş ışınları eşyalara çarparak yansır. Yansıyan ışınların bir kısmı pencereler tarafından soğurulur. Dolayısıyla evin içi güneş ışınlarıyla ısınmış olur. CO2 gazının atmosferde yarattığı bu etki sera etkisi olarak adlandırılır. Atmosferdeki CO2 gazı miktarı çok fazla artarsa evin içinin ısınmasına benzer şekilde Dünya’nın sıcaklığı artar. Bu olaya küresel ısınma denir.

Küresel ısınma, günümüzde zararlı etkilerini zaman zaman gözlemlediğimiz gibi gelecekte bizleri bekleyen en büyük tehlikelerden biridir. Çünkü Dünya’nın ortalama sıcaklığı arttıkça buzullar erimekte, denizlerdeki su seviyesi artmaktadır.

Varsayımlara göre gelecekte küresel ısınmanın Dünya üzerin-de yaratabileceği diğer bir tehlike, Buzul Çağının tekrar gündeme gelmesidir. Eldeki veriler kullanılarak özel bilgisayar programlarında yapılan modellemelere göre atmosferdeki CO2 miktarı arttıkça gelecekte suyun buharlaşması ve dolayısıyla bulut oluşumu artacaktır. Bunun sonucu olarak güneş ışınları yeryüzüne daha az gelecek ve Dünya soğumaya başlayacaktır. Bu soğuma ise Buzul Çağı’nın yeniden yaşanmasına neden olacaktır.

Yukarıda söyledikierimiz aslında birer tahmindir. Ancak bilinen bir gerçek var ki küresel ısınma dolayısıyla mevsimler değişme eğilimi göstermektedir. Mevsimlerdeki bu değişim özellikle yağışları azaltmakta, düzensizleştirmekte, göçmen kuşları etkilemekte, bazı canlıların nesillerinin tükenmesine yol açmaktadır. Dolayısiyla doğal denge bozulmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.