Gürültü Kirliliği Nedir? Nedenleri ve Etkileri Nelerdir?

Sanayinin hızla gelişmesi, çok çeşitli teknoloji ürünlerinin yaşamımıza girmesi sonucunda cereyan eden teknolojik süreçlerle aşırı nüfus artışı ve yaşam düzeyinin yükselmesi gibi sosyal değişimler, gürültü kirlenmesinin, önemli ekolojik sorunlar arasına girmesine neden olmuştur. Özellikle 1960’lı yıllardan sonra kara ve hava ulaşım araçlarının sayısında hızlı artış olmuş, bu gelişme gürültü düzeyinin, canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyecek derecede yükselmesine neden olmuştur.

Robert Koch, geçtiğimiz yüzyılda bu tehlikeyi sezmiş ve tüm insanlığın bu sorunla karşı karşıya kalacağını yaklaşık 100 yıl önce bildirmiştir. Bu sorunun çözümü için dış ülkelerde oldukça erken denilebilecek bir zamanda çalışmalara başlanılmıştır. Bizde ise ancak 1986 yılında “Gürültü Kontrol Yönetmeliği” çıkartılarak bu konuda gerekli önlemler alınmaya başlanmıştır.

“Gürültü” terimi çeşitli şekillerde ve aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır, gürültü:

  • Rahatsız eden ve sağlığı etkileyen ses biçimidir.
  • insanlarda sıhhat ve sağlık bakımından geçici bir zaman için veya sürekli olarak zarar meydana getiren seslerdir.
  • Hoşa gitmeyen, rahatsız edici duygular uyandıran bir “akustik olgu”veya “arzu edilmeyen sesler topluluğu “dur.

Gürültü Şekli ve Kaynakları: Gürültü kaynağı olarak taşıt araçları başta gelmektedir. Sayıları da gittikçe arttığından taşıt araçlarından kaynaklanan gürültü rahatsızlığı da gittikçe artmaktadır. Örneğin ülkemizde 1984 yılında yaklaşık 1.4 milyon olan kara taşıt sayısı, 1997 yılında yaklaşık %200 artarak 4.5 milyonu bulmuştur. Öte yandan imalathane ve fabrikalar, konforlu bir yaşam için kullanılan çeşitli elektrikle çalışan mutfak aletleri, havalandırma araç ve gereçleri her yıl katlanarak artmaktadır. Yaz aylarında eğlence yerlerinden hoperlörlerle kilometrelerce uzağa gönderilen ve gerçekten rahatsızlık yaratan sesler belirli kent ve merkezlerde isyan ettirici düzeylere ulaşmaktadır.

Özet olarak ulaşım araçları, endüstri kuruluşları, imalathaneler, sosyal donatım ve eğlence araçları ta-rafından meydana getirilen rahatsız edici sesler, gürültü kirliliğinin temel öğelerini oluşturmaktadır. Bunlardan çevreye yayılan gürültü şiddeti çoğu zaman huzurlu bir yaşam için sınır değer olarak kabul edilen 50-60 dB (A) ‘yı çok geçmektedir.

Gürültünün Zararlı Etkileri: Gürültü, insanlarda fiziksel, fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklar meydana getirir. Bu zararlar şu şekilde özetlenebilir.

Kılcal damarların daralmasına, kan basıncının artmasına, kalp atışı, kan dolaşımı ve solunum rahatsızlıklarının meydana gelmesine neden olur. iş gücü verimini, konsantre olma yeteneğini azaltır; mide hastalıkları yapar, hormon dengesizliği meydana getirir; kas gerilmeleri yaratır. Rusya’daki uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, gürültü sinirleri bozmakta insan organizmasının direncini zayıflatmaktadır. Yapılan bu araştırmalarda 60 dB (A) civarındaki bir gürültü şiddetinin vücutta gerilim yarattığı, hormon salgılarını artırdığı ortaya çıkmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle hemen hemen her ülkede 1 yılda tonlarca uyku ilacı kullanıldığı, milyonlarca insanın tansiyonunun yükselmesinde trafik gürültüsünün büyük payı olduğu bildirilmektedir.

Almanya’da 35 yıl önce yapılan bir ankete göre Alman halkının %50’sinin gürültüden rahatsız olduğu belirlenmiştir. Bizde ise İstanbul’da yapılan bir ankette, gürültü kirliliği sorunlarının, diğer çevre sorunlarından çok sonra geldiği, bunun nedeninin ise “Büyük kent insanının gürültüyü adeta katlanılması gerektiğine inandığı bir sorun olarak gördüğü” şeklinde bir sonuca varılmıştır. Bu pek doğaldır ki bilinçsizliğin ve eğitimsizliğin bir kanıtıdır. Bazı konutlardaki kimi dairelerin gürültüyle çalışan atölyelere tahsis edilip çalışmasına hiç bir reaksiyon gösterilmemesi bunun en belirgin konudur. TÇSV’na (1989) göre, bir apartmanın zemin katında hamurlu mamuller yapılan bir iş yerinin, 2. katta bulunan dairenin oturma odasında bile 65 dB (A) şiddetinde (konutlar için sınır değer 40-45 dB Aldır) bir gürültü şiddetinin belirlenmiş olması bu konudaki bilinçsizliğin ve vurdumduymazlığın ti-pik bir örneğidir.

Gürültüden zarar görme, gürültü şiddetiyle birlikte, gürültü süresiyle de ilgilidir. Gürültü kontrol yönetmeliğinin ilgili maddeleri (9 ve 12) bu hususta belirlenen sınır değerleri bildirmektedir. Ayrıca dinlenme alanları (25-35 dB(A), sağlık yapıları, konutlar (35-60 dB(A) , eğitim yapıları (45-60 dB (A), ticari yapılar için (50-60 dB (A) ayrı ayrı olmak üzere kabul edilebilir ses düzeylerini bildirmektedir (dB (A) : itibari bir ses ölçü birimidir).

Gürültüye Karşı Alınabilecek Önlemler: Gürültüye karşı alınabilecek önlemler “teknik”, “biyolojik” ve “sosyolojik” olmak üzere üç grupta toplanabilir. Bunlara ait özet bilgiler aşağıda verilmiştir.

Teknik Önlemler: Teknik önlemler fabrikalar, sanayi kuruluşları, konutlar ve benzeri binalar ile taşıt araçları ve yollar için söz konusudur. Adı geçen yapılar için ses absorbe eden sistemlerin geliştirilmesi, ses geçirmeyen izolasyon maddelerinin binaların yapımı esnasında kullanılması, pencerelerin azaltılması ve çift cam kullanılması düşünülebilir. Ayrıca yük taşıyan araçların, yerleşim yeri dışından geçirilmesi, ses ve gürültüyü azaltma tekniği bakımından uygun yol kaplama ve malzemelerinin, lastik tekerlekli araçların kullanılması gibi bir takım teknik önlemler alınabilir. Yüksek derecede gürültü çıkaran makinelerde, gürültüyü azaltıcı donanımlar kullanılabilir. Motorlu araç yerine uygun yerlerde bisiklet kullanılması, metro taşımacılığına ağırlık verilmesi de etkili önlemler olarak düşünülebilir.

Biyolojik Önlemler: Yeşil bitki örtüsünün, özellikle ormanların gürültü şiddetini azaltığı, araştırmalarla belirlenmiştir. O nedenle, gürültüyü azaltmak için bitkilerin bu özelliğinden yararlanılabilir. Bunun için gürültü kaynaklarıyla (otoyol, fabrika, sanayi kuruluşları, imalathaneler, vb.) konutlar arasında belirli boş alanlar bırakılarak, bu alanlar ağaçlandırılabilir. Çünkü 250 metre genişliğindeki bir orman şeridinin kenarından geçen bir otoyolda gürültü şiddeti 80 dB(A) olduğu halde, buradan 250 metre uzakta olan ormanın öbür kenarında 40 dB(A)ya indirilmektedir. Bunun pratik anlamı şudur: Solunumu hızlandıran, kalp atışlarını zayıflatan, baş dönmesi ve baş ağrısı yapan bir gürültü şiddeti; yatak ve oturma odalarında, rahatça oturma ve gürültüden zarar görmeden zihinsel çalışma yapılabilecek bir gürültü şiddeti düzeyine indirilmiş demektir. Bu nedenledir ki birçok ülkede “Gürültüden Koruma Ormanları” kurulmuştur. Oto yolların kıyılarına, içeriye gittikçe boyları küçükten büyüğe doğru artan bitkilerle ağaçlandırılmış peyzaj yapıları tesis edilmektedir.

Bitkilerin boyu, yaprağını sonbaharda döküp dökmediği, yaprak genişliği gibi ağaç yapısına ve türüne bağlı olarak gürültüyü önleme derecesi değiştiğinden, gürültüye karşı alınacak biyolojik önlemlerde, gürültü şiddetine göre ağaç türü seçimi değişir. Yeşil kuşaklar buna göre oluşturulur.

Gürültü Zararlarına Karşı Alınabilecek Sosyal Önlemler: Bu gruba giren önlemlerin başında yasal düzenlemeler gelir: Örneğin kent içinde gürültülü yapı faaliyetlerinin günlük başlama ve son bulma saatleri, uçakların iniş kalkış zamanları yasalar veya yönetmeliklerle düzenlenir. Almanya Federal Cumhuriyeti’nde “Uçak Gürültüsüne Karşı Koruma Yasası” bunun somut örneğidir.

İnsanların bu konuda eğitilmeleri de ayrı bir sosyal önlemdir. Bu konuda eğitilmiş insanlar bilinçlen-hen sonra, gece yarısı müzik setlerini sonuna kadar açmazlar, sürücüler zevk için korna çalmazlar, eğ-lence yerleri çevreye gürültülü yayın yapmazlar, topluluklarda yüksek sesle konuşmazlar. Kentlerde özel arak ayrılmış ‘yaya sonlarında” kurallara uymasını bilirler.

Ancak, teknik, biyolojik ve sosyolojik önlemlerin hepsi bir arada ve dengeli bir şekilde alınır ve bunlara uyulursa gürültüden zarar görme sorununa çare bulunmuş olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.