Canlı ve Cansız Doğal Kaynaklar Nelerdir?

DOĞAL KAYNAKLAR

Doğal kaynaklar canlı ve cansız çevreyi belirleyen elemanlardır. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler Dünya’nın doğal kaynaklarını oluşturur.

Doğal kaynaklar, canlı ve cansız doğal kaynaklar olarak ikiye ayrılır.

Canlı doğal kaynaklar: Bitki örtüsü, hayvanlar, mikroorganizmalar

Cansız doğal kaynaklar: Hava, su, topraktan oluşan yaşam alanları, madenler, petrol ve kömürdür.

A) CANSIZ DOĞAL KAYNAKLAR:

Doğal yaşam alanları ile eş anlamlıdır. Ancak günümüzde ekonomik büyüme sonucu bu kaynaklar da hızla azalmaktadır.

1. Taşlar> İnsanlar ilk çağlardan günümüze kadar taşlardan çeşitli şekillerde yararlanmıştır. Savaş aleti, ev eşyaları, ziynet gibi eşyalar ile ev yapımında taşlardan yararlanılmıştır.

2. Madenler> İlk çağlardan itibaren insanlar madenleri basit yöntemlerle eritip soğutmuş ve dövme yolu ile işlemiş, el emeği ile bazı araç ve gereçleri yapmıştır. Günümüzde de madenler iğneden, arabaya çok geniş bir alanda kullanılmaktadır.

4. Toprak> Toprak, önemi giderek artan doğal kaynaklardandır. İlke tarımsal faaliyetler toprağa tohum ekilmesi ile başlamış, daha sonra başı boş gezen hayvanlar evcilleştirilmiş, kültür altına alınmıştır. Hayvancılığın gelişimi ile birlikte çayır ve meralar önemli doğal kaynaklardan olmuştur. İlerleyen zamanda sabanın icadı ile daha geniş alanlar tarımda kullanılmış, sanayi çağında tarımda makinelerinin kullanılması ile orman alanları ve meralar tarım alanı olarak açılıp kullanılmaya başlamıştır.

4. Ormanlar> İlk çağlarda avcılık ve toplayıcılık ile geçinen insanlar, bitki ve hayvan çeşitliliği bakımından zengin olan ormanları yaşam alanı olarak tercih etmiş, daha sonraki zamanlarda ısınmak, yemek pişirmek, suda yüzen kütükler elde etmek için ormanlar daha fazla kullanılmıştır.
Matbaanın icadından sonra kitap kullanımı yaygınlaştığından kağıt sektörü önem kazanmış ve ormanların kullanımı giderek artmıştır. Fakat ormanlardan bu kadar aktif şekilde yararlanılması sonucu ormanlar tahrip olmuş, yaban hayatı zarar görmüş ve çevre sorunları artmıştır.

5. Su ve rüzgar> Su, her devirde canlılar için çok önemli bir çevresel kaynaktır. Su ile rüzgar değirmenleri enerji elde etmek için günümüzde bile kullanılmaktadır. Ancak günümüzde rüzgarın yerini buhar makinelerinin, petrol ve doğal gaz kullanımının alması çevre kirliliğin’ artırmıştır. Akarsulardan elektrik enerjisi elde etmenin yanı sıra dalga ve gelgitin gücünden de elektrik enerjisi elde edilebilmektedir.

6. Kömür> Orta çağlarda sadece ısınmak ve maden eritmek için kullanılan kömür, sanayi devriminden sonra enerji kaynağı olarak daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Fabrika ve buharlı trenlerde kullanılmasının artması ile yük taşımacılığı gelişmiş, deniz ve okyanuslardan yararlanma artmıştır.

7. Petrol ve doğal gaz> Petrol, motorun icadından sonra önem kazanmıştır. Buna paralel olarak petrokimya endüstrisi oluşmuştur.

Doğal kaynakların kullanılmasının yarattığı sonuçlar:

İlk çağlardan itibaren insanlar çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için doğal kaynakları kullanmışlardır. Bu kaynakları kullanırken yaşadıkları çevrenin de değişmesine yol açmışlardır.

Örneğin maden kömürü çıkarmak hem coğrafik çevrenin değişmesine, hem de biyolojik çeşitliliğin zarar görmesine neden olmuştur. Ayrıca çıkarılan kömürün yanması sonucu oluşan sülfür bileşikleri asit yağmurları ile toprağın zarar görmesine, CO2 gazı küresel ısınma ile iklimlerin değişmesine neden olmaktadır.

Sürdürebilirlik

Dünyada insan nüfusunun hızla artması beraberinde yerleşme sorunu, sanayinin artması, çevre kirliliği gibi ekosistemlerin bozulmasına neden olmaktadır. Oysa gelecek nesillerin de ekosistem hizmetlerinden faydalanabilmesi için doğal dengenin korunması gerekir.

Sürdürülebilirlik, çevre kalitesinin yüksek bir değerde tutularak gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini sağlamaktır.

1. Sürdürülebilir yapay ekosistem

Günümüzde insan nüfusunun hızla artması, ekosistem hizmetlerinin yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Bu nedenle insanlar yeni yaşam alanlarının arayışına girmektedir.

1990’11 yıllarda bilim insanları başka gezegenlerde insanların yaşayabileceği istasyonlar kurabilmek amacıyla kendi kendine yetebilen Biyosfer II olarak isimlendirilen yapay ekosistem oluşturdular.

Tüm koşullar sağlanmasına rağmen bu yapay ekosistem iki yıl, sonra tamamen bozuldu.

2. Nüfus artışının sürdürülebilirliğe etkisi

Aşırı artan insan nüfusu beraberinde yerleşim sorunu yaratmaktadır. Konut yapımı için ormanlık alanlar, tarım arazileri veya denizler işgal edilmektedir. insan nüfusunun artışı sonucu biyolojik çeşitlilik azalır, bazı türlerin nesli tükenir, istilacı türler ortaya çıkar.
Başka bir bölgeden bilerek ya da bilmeden gelen ve geldikleri yerde hızla yayılarak o bölgede yaşayan canlıların habitatlarını işgal eden türlere istilacı tür denir.
İstilacı türlerin çevre şartlarına uyum yeteneği fazla, hoşgörüsü (tolerans) yüksek olduğundan hızla ürer ve değişik ortamlarda yaşayabilirler.

3. Kentlerin sürdürülebilirliğe etkisi

Kentleşme, doğal yaşam alanlarını, yaban hayatını olumsuz etkilemektedir; aşırı nüfus, kaynakları tüketirken, atık madde üretiminin artmasına neden olmaktadır. Yaşamın devam etmesi için kentler doğallaştırılmalı; doğal bitki örtüsüne yer verilmelidir.

4, Teknolojik gelişmelerin sürdürülebilirliğe etkisi

Teknolojinin artması insan yaşamını kolaylaştıran fosil yakıt kullanımını artırmaktadır.

5. Tarımın sürdürülebilirliğe etkisi

Tarımsal etkinliklerin gelişmesi sonucu kimyasal gübre kullanımı, pestisit kullanımı artmıştır. Bu durum ekosistemlerin bozulmasına, toprak veriminin düşmesine neden olur. Kimyasal gübre kullanımının artması toprak ve su kirliliğine, biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açar.

Ekosistemdeki bozulmanın onarılması

Hızlı nüfus artışı. sanayileşmenin artması, kentsel alanların çoğalması. teknolojik gelişmeler ekosistemlerin bozulmasına neden olur. Bozulmuş ekosistemin kendi kendini onarması çok uzun yıllar alır. Bu nedenle bozulmuş ekosistemlerin onarılmasına insanların katkı sağlaması gerekir.

Bu amaçla;

1. Rüzgar, güneş, akarsu jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı artırılmalıdır.

2. Tarımda kimyasal gübre. ilaç kullanımı önlenmelidir.

3. Trafikteki taşıt sayısı azaltılmalı, toplu taşıma araçları tercih edilmelidir.

4. Aşırı nüfus artışı engellenmelidir.

5. Ağaçlandırma artırılmalı, su ve enerji sarfiyatı azaltılmalıdır.

6. Zehirli gazların atmosfere karışması önlenmelidir.

7. Sanayi ve evsel atıklar arıtılmalıdır.

8. Geri dönüşümlü ürün kullanılmalıdır.

9. Organik tarıma önem verilmelidir.

10. Erozyonu önleyici tedbirler alınmalıdır.

11. Ozon tabakası korunmalıdır.

B) CANLI DOĞAL KAYNAKLAR:

Biyolojik çeşitliliği oluşturur.

Biyolojik Çeşitlilik> Biyolojik çeşitlilik, bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemlerin ve ekolojik olayların oluşturduğu bir bütündür.

Bu tanıma göre biyolojik çeşitlilik üç gruba ayrılır:

1. Genetik çeşitlilik: Bir tür içindeki populasyonlar, varyete, alt-tür çeşitliliğini ifade eder. Bir botanik bahçesinde ya da hayvanat bahçesinde belirli bir sürede çok sayıda tür bulunabilir. Eğer bu türlerin bireyleri arasında genetik çeşitlilik yoksa o tür birkaç nesil içinde yok olabilir.

Bir tür içindeki genlerin çeşitliliği. o türün neslini sürdürebilmesi ve canlı kökenli doğal kaynakların sürekliliği açısından çok önemlidir.

Biyolojik çeşitlilik tür çeşitliliğini kapsarken, tür çeşitliliği de genetik çeşitliliği kapsamaktadır.

2. Tür çeşitliliği: Belirli bir bölgede bulunan türlerini ve sayısını ifade eder. Bir bölge, doğal olarak yetişen tür sayısı bakımından zengin ise, tür çeşitliliği bakımından da zengindir.

Örneğin birbiri ile yakın akraba yüzlerce böcek türünü içeren bir bölge, birbirinden farklı yirmi çeşit canlı türü içeren bölgeye göre biyolojik çeşitlilik yönünden daha fakirdir.

3. Ekosistem çeşitliliği: Ekosistem, canlı ve cansız varlıkların etkileşim içinde bulunduğu sınırları belirli çevredir. Orman, Deniz, Göl birer ekosistemdir. Türkiye, palmiye kaplı sahillerinden, buzul kaplı dağlarına, derin vadi tabanlarından, yüce dağ doruklarına, verimli ovalarından kıraç ve kayalık yamaçlarına kadar değişen çeşitli ekosistemleri bulundurmaktadır.

Biyolojik çeşitliliğin önemi

Bilim adamlarının çoğu yeryüzündeki tür sayısının 10 milyon kadar olduğunu düşünmektedir. Bu 10 milyon türden sadece 1,4 milyon tür, bilim adamları tarafından tanımlanmış ve isimlendirilmiştir. Ama biyolojik çeşitliliğin korunması için türlerin tanımlanmış olması yeterli değildir.

Pek çok kültür bitkisi ile evcilleştirilmiş hayvan türünün yabani ataları Türkiye’de doğal olarak yaşamaktadır. Bu bakımdan Türkiye, dünyadaki sekiz büyük gen merkezinden biridir.

Tıp, eczacılık, tarım, ormancılık, hayvancılık, balıkçılık ve turizm biyolojik çeşitliliğe bağlıdır. Bitkiler ve hayvanlar besin olarak kullanılmalarının yanısıra farklı alanlarda da kullanılır:

Pamuk, keten gibi bitkilerden ve hayvanların yünlerinden tekstil sanayinde, bitkilerin çoğundan ilaç sanayinde ve mobilyacılıkta yararlanılır.

Biyolojik çeşitlilik:

  • Doğal dengenin korunması
  • Besin kaynağı yaratması
  • Tıp, eczacılık, ormancılık, hayvancılık gibi alanlarda kullanılması
  • Ekonomik ve estetik önemi
  • Ekoturizm açısından önemi yönünden gereklidir.

Biyolojik çeşitliliği azaltan faktörler

Dünyada, yaşayan pek çok canlı türünün bugün sadece fosillerini görebiliyoruz. Örneğin dinozorların bir zamanlar yaşadığını fosillerinden anlıyoruz.
Günümüzde de çeşitli nedenlerle bazı türlerin nesilleri tükenmekte, bazılarının ise tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu görülmektedir. Tür çeşitliliğinin azalması biyolojik çeşitliliği olumsuz etkilemektedir.

Ekosistemlere zarar vererek, biyolojik çeşitliliği azaltan törler şunlardır:

1. Çevre kirliliği

Çevre kirliliği ekosistemlerdeki madde döngüsü ve besin zincirini bozmaktadır.

2. Sanayi

Bilinçsizce artan sanayi hava, su ve toprak kirliliğine neden olmaktadır.

3. Sehirleşme ve hızlı nüfus artışı

Aşırı artan insan nüfusu beraberinde yerleşme sorunu yaratmakta. Konut yapımı için ormanlık alanlar veya denizler işgal edilmekte, plansız şehirleşme görüntü ve çevre kirliliğine yol açmaktadır.

4. Erozyon

Ağaçların bilinçsizce yok edilmesi erozyona neden olmaktadır. Böylece toprağın en verimli kısmı sürüklenmektedir.

5. Aşırı ve bilinçsiz avlanma

İnsanların beslenmek, kürkünden, derisinden faydalanmak için hayvanları aşırı miktarda avlaması besin zincirini bozmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.