Uluğ Bey Kimdir? Hayatı Ve Eserleri Nelerdir?

Uluğ Bey Sayılı İslam astronomlarındandır. 1394’te Güney Azerbeycan’ın Sultaniye şehrinde doğdu. 1449′ da Semerkant’ta vefat etti. Asıl adı Mehmed Taragay’dır. Meşhur Aksak Timur’un torunudur. Babası ise M. Şahruh Mirza’dır. Uluğ Bey, daha küçük yaşlardayken ilim aşığıydı. Bu aşkı, ilme ve güzel sanatlara meraklı olan babası Şahruh aşılamıştı.

Uluğ Bey daha 11 yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i ezberledi. Arapçayı mükemmel bir biçimde öğrendi. Daha gençliğindeyken kendini matematiğe verdi. Bu hususta en müşkil meseleleri bile çözerdi. İlimle uğraşmayı kendine zevk edindi. Yazdığı ziyçde, “İhtiyar olmasına rağmen saçları ağarmayan, din ve millet ihtilaflarına rağmen üzerine toz düşürmeyen ilim hikmettir [matematik ve felsefe]” der ve bu ilimleri medeni hayatın ürünü olarak kabul ederdi.

1409’da hükümdar olan Uluğ Bey, kendini idarecilikten çok ilme vermişti.

Sarayını bir akademi haline getirdi. Zamanın meşhur bilginlerini topladı. Ortaya bir kısım neticeler atıp, tartışmalar açtı. Sarayı matematik ve astronomi bilginlerinin olduğu kadar, sanatkar, şair ve ediplerin de toplantı yeri idi. Fen sahasında incelemeler yapmak üzere Çin’e heyetler gönderdi.

Zamanın en büyük bilgini olarak ün salan Uluğ Bey, vaktinin çoğunu rasathanede geçirir, güneş sistemini ve yıldızları bitmez tükenmez bir aşkla incelerdi. Onun ilme düşkünlüğünü şu sözü anlatmaya yeter. İlmin hakim olduğu bir ülkede ilimle uğraşan bir kişi olmayı, hükümdarlığa tercih ederim.”

İlmi ve Kişiliği: Bütün ilim dünyasında isminden hala söz ettirebilen Uluğ Bey, çağının en büyük astronomu idi. Dünya tarihinde ise en büyük astronomlardan biridir. Tarihe, “15. yüzyılın astronomu” olarak geçmiştir. İlim dünyasında öylesine etkili olmuştu ki, Tycho Brahe gibi ünlü bir astronom çalışmalarını onun eserine dayandırma zorunluluğunu hissetmişti. Gıyasüddin Cemşid ise onun hakkında şunları söyler:

“Hükümdarların en büyüğü, en adili, en merhametlisi, en âlimi, milletlerin sahibi, Arap ve Acem Hükümdarlarının efendisi, Doğu ve Batının hükümdarı…” Bu sözler Uluğ Beyin devlet adamı olduğu kadar ilim adamlığında da ne kadar büyük bir kişiliğe sahip olduğunu açıkça göstermektedir:

Orta Asya tarih ve coğrafya mütehassısı Fransız bilgin Fernand Grenard da, “Uluğ Bey, ruh ve zeka bakımından, dikkate değer bir insanda. Usta bir şair, alim bir din adamı, yüksek bir matematikçi idi” der.

Batı ilim dünyası onu çağının en büyük astronomu olarak görür. Onun hatırası günümüzde bile hala canlılığını korur.

Merkezi Amerika’da bulunan Milletlerarası Astronomi Derneği, Ay’ın görünen bir bölgesine onun adını vermiştir. Burası bugün Uluğ Bey Krateri adıyla anılmaktadır.

Hizmetleri: Uluğ Beyin çalışmalarını matematik ve astronomi sahasında olarak iki grupta toplayabiliriz.

Uluğ Bey önce tringonometri üzerinde çalışmalar yaptı. Çünkü astronomi ile ilgili çalışmaların temelini trigonometrik esaslar teşkil ediyordu.

Daha başlangıçta 1 derecelik yayın sinüs değerini hesapladı. Kendisinden önceki Doğulu ve Batılı bilginlerin tahmini ve takribi (yaklaşık) çalışmalarını terk etti; cebir ve geometriye dayalı bir hesaplama esası tespit ederek trigonometride yeni bir araştırma çığırı açtı.

Ayrıca Uluğ Beyin astronomiyle ilgili bir kitabı da Avrupa dillerine çevrilmiş ve 20. yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.

Bunlardan başka Uluğ Bey, bir de “rub-u daire” yapmıştı. Beyruni’nin 7,5 metre çapındaki rubu dairesine (duvar kadranı) karşılık Uluğ Bey 40 metre çapında ve Ayasofya Camii yüksekliğinde bir rubu daire yapmıştı.

Bu alet dürbünler (teleskop) icad edilinceye kadar, gözlem işlemlerinde kullanılmıştır.

Ayrıca Uluğ Bey bizzat suds-i fahri isimli bir meridyen aleti yaptı.

Uluğ Bey bir de büyük bir kütüphane kurdu. Kütüphanenin bazı kitapları İstanbul ve Avrupa’daki İslam yazma eserleri toplamalarında bulunmaktadır.

Aynı zamanda büyük bir avcı olan Uluğ Bey, Türkistan’da kuş çeşitlerine dair bir eser tertip etti. Fakat bu eseri günümüze kadar gelememiştir.

Uluğ Bey, sanat dallarına, bilhassa çiniciliğe önem verdi. Çin’den getirttiği nadide vazo ve bazı eserlerle Kühek’deki çinili sarayında bu tip sanat eserlerinin koleksiyonunu yaptı. Yardımcısı Ali Kuşçu da sık sık Çin’e gönderdiği sefaret heyetleri içindeydi.

Kısaca Uluğ Bey sadece İslam dünyasının değil, bütün ilim dünyasının seçkin bir siması olarak hala anılmaktadır.

Semerkant Rasathanesi: Uluğ Beyi dünyaya tanıtan, astronomi alanındaki bilgisi, bu konuda verdiği eserler olmuştur. Onun en ünlü eseri Semerkantta yaptırdığı büyük rasathanesidir. Zamanımızdan 550 sene kadar önce yapılan bu rasathanedeki çalışmalar, çağımızın astronomi çalışmalarına dahi ışık tutmaktadır. gün yapılan hesaplar günümüzün astronomik hesaplarına tıpa tıp uymaktadır.

Semerkant ve Buhara medreseleri: İbni Tiktaka (1262-?), “Türkler edebiyat ve felsefe ilimlerinden daha çok matematik, siyakat, tıp ve astronomi gibi ilimlere ehemmiyet verirlerdi” der. Uluğ Bey, Türklerin bunu nasıl gerçekleştirdiğini şahsında en güzel bir biçimde göstermiştir. İlimlerin öğrenilmesi için binalar yaptırdı. Din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu Buhara (1418) ve Semerkant’ta (1417-1420) kendi adına medreseler kurdurdu ve Semerkant Medresesinde kendisi de bizzat hocalık yaptı.

Uluğ Bey, 1417-1421 yıllarında tamamlanan Semerkant Medresesine Bursalı Kadızade Rümi’yi şeyhü’l-müderrisin (rektör) yaptı. Medresenin dört ayrı köşesine inşa ettirdiği her dershane için de ayrıca müderris (profesör) tayin etti. Medresede okuyan öğrencilerin sayısı yüzden fazlaydı.

En önemli eseri: Uluğ Bey Ziyci

Uluğ Bey, İlhanlılar ve daha sonra Gıyasüddin Cemşid zamanında yapılan rasatları yeni baştan inceledi, kontrolden geçirdi, yeni rasatlar yaptı. Bu da tam 12 yıl sürdü. Fakat Uluğ Bey bizzat kendi idaresi altında yapılan ilmi çalışmaların neticesini ancak 1437’de alabildi. Kendi adıyla anılacak olan dev eseri Uluğ Bey Ziyci bu çalışmaların tek ve en önemli ürünü olarak ortaya çıktı.

Uluğ Beyin hazırladığı bu ziyc devrin ilmi esaslara dayanan yegane cetveliydi. Gerçi bu ziyc ilk ziyc değildi. Fakat önceki ziyclerde çeşitli rasat ve hesaplama hataları vardı. Hem de yıldız sayıları çok az tutulmuştu.

Uluğ Bey Ziyci, yani yıldız kataloğu ise önceki ziyclerin eksiklerini tamamlıyor, yanlışlarını düzeltiyor, yıldızların hareketlerini daha mükemmel gösteriyordu.

Bugün bile Kandilli Rasathanesinde Hicri ve kameri aybaşlarının hesaplanmasında kullanılan kriter, Uluğ Bey Ziyci’nden faydalanılarak yapılmaktadır.

Farsça yazılan ziyc 1665 tarihinde İngiltere’nin Oxford de basıldı, Avrupa dillerine tercüme edildi ve ilim adamlarının ellerinden düşmez oldu.

Ziycin Farsçası 1842’de, Fransızca tercümesi de 1853’te Sedillot tarafından neşredildi.

7 Yorum

  1. bir çok siteye baktım en ayrıntılı bilgi burada buldum.amaç ödev ise uzun olabilir fazla çıktı parası verirsiniz ve hocaya anlatmak zor gelir. amaç bilgi öğrenmek ise çok uzun olmasada başlangıç olarak yeterli bir bilgi verilmiş. teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.