Sabuncuoğlu Şerefeddin Kimdir? Hayatı, Eserleri, Buluşları

Fatih devrinin meşhur doktor ve cerrahlarındandır.

Hayatı : Amasya’da doğan Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun asıl adı Şerefeddin bin Ali bin Elhac İlyas’dır.

Küçük yaştayken kendini ilme verdi. 17 yaşlarında tıp ilmi öğrenmeye başladı. Amasya Dârüşşifasında (hastahane) Burhâneddin Ahmed’den tıp dersleri aldı. İcazet (diploma) aldıktan sonra aynı darüşşifâda 14 sene doktorluk yaptı. Doktorluk ve cerrahlıktaki ünü bütün Anadolu’ya yayıldı. Pratik tıpta olduğu gibi ilim ve araştırma alanında da devrinin en önde gelen doktoru oldu.

Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun ünü, bilgisiyle olduğu kadar yetiştirdiği öğrencileriyle de gerek ülkemizde, gerek yakın şark ülkelerinde ekol halinde devam etti. Bir cerrahi kitabı yazan İranlı doktor Gıyas Mehmed İsfahani de onun talebeleri arasındadır.

İlme hizmetleri: Sabuncuoğlu, daha 15. yüzyıldayken, Claud Bernard gibi hayvan deneylerine girişti ve deneysel fizyolojiye öncülük etti. Horoz üzerinde yaptığı ve Mücerrebname adlı eserinde anlattığı deneyi bunların en önemlilerindendir.

Sabuncuoğlu sadece horoz üzerinde değil, diğer hayvanlar, hatta kendi üzerinde de deneyler yapmış, zehirleri denemekten kaçınmamıştır. Bu onun deneye verdiği önemi olduğu kadar tıptaki bilgisine güvendiğini de göstermektedir.

Fizyolojinin öncülerinden olan Sabuncuoğlu, yılan zehirinin canlı organizma üzerinde tesirini incelemiş, panzehir bulmaya çalışmıştır. Oysa Batı, aradan dört yüz yıl kadar geçtikten sonra bu tip çalışmalara girebilmiştir.

1843’te Lusyen Bonapart engerek yılanının zehirini analiz edebilmiştir. Onun suya bırakılmış “toxalbumine” özelliği taşıyan bir madde olduğunu görmüş ve “viperin” adını vermiştir. 1884’te de Fransız tabib ve kimyageri Arman Goyte (1837- 1920) yılan zehirini analiz etti ve iki alkaloit buldu. Son araştırmalar neticesinde yılan zehirinde “ekitnaz,” “ekitnovaksen,” “ekit notoksin” isimli maddeler bulunduğu; kanı zehirleyen maddenin de ekitnotoksin olduğu anlaşılmıştır. Fizaliks de “ekitnovaksen”den aşı yapmıştır.

Eserleri:

Sabuncuoğlu’nun üç önemli eseri bulunmaktadır. Bunlar içinde en meşhuru cerrahlıkla ilgili olanıdır. Eserleri sırasıyla şunlardır:

1. Kitâbü Cerrahiyeti’l-Haniye (Cerrahiye-i İlhaniye): Kitabın, Cerrahiye-i ilhaniye diye isimlendirilmesinin sebebi 1312 yılında İlhani hükümeti ileri gelenlerinden Amber bin Abdullah tarafından kurulalı Amasya Hastahanesinde doktorluk yapmış olmasından dolayıdır. Şerefeddin Sabuncuoğlu bu eseri, Endülüs’ün ünlü doktor ve cerrahlarından olan Ebü’l Kasım Zehravi’nin Tasrifinin cerrahlıkla ilgili üç konusuna yazdığı şerhden ibarettir. Sabuncuoğlu bu üç konuya üç konu daha eklemiş, meşhur eserini meydana getirmiş ve 1465 yılında Fatih Sultan Mehmed’e ithaf etmiştir.

Sabuncuoğlu eserinde Zehravi’nin Cerrah’ını kendi deneyleriyle zenginleştirip Türkçeye çevirmekle kalmamış, İslam tıbbına yenilik getirmiş, eseri ameliyat resimleriyle süslemiştir.

Zehravi eserinde ameliyat aletlerinin resimlerini vermekle yetindiği halde, Sabuncuoğlu bunlara ameliyat veya cerrahi müdahale tekniğini gösteren resimleri de eklemiştir. Eser İslam dünyasında cerrahi alanda ilk insan resimli eser olarak bilinmektedir.

Önsözünden anlaşıldığına göre Sabuncuoğlu eserini, “Fatih Sultan Mehmed’in ilme rağbet etmesi” sebebiyle kaleme almıştır. Fatih’e ithaf edilen bu nüsha her nasılsa saray kütüphanesinden alınarak özel kişilerin ellerine geçmiş ve nihayet Dr. Bergson tarafından satın alınarak Paris’te Bibliotheque National’e hediye edilmiştir. Salle de manuscrit Supl; 693 de kayıtlı olan bu nüsha daha sonra aslına uygun olarak yayınlanmıştır.

Üç nüshası olduğu bilinen bu eserin diğer iki nüshası ise İstanbul kütüphanelerinde bulunmaktadır. Bu iki nüshadan birisi Fatih Millet Kütüphanesi 79 no’da, diğer eksik bir nüshası da İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Enstitüsü Kütüphanesi T.Y. 263’te kayıtlı bulunmaktadır.

Bundaki minyatürler Millet Kütüphanesindeki Ali Emiri  nüshasındaki minyatürlerle aynı tarihlerde benzer karakterde yapılmıştır ve Tıp Tarihi Enstitüsü nüshasına göre daha çoktur.

Bu nüsha 205 varakdan (4-10 sayfa) ibarettir. Son sayfada yazarın künyesi ve Sultan Bayezid’in tuğralı mührü bulunmaktadır. Bu, yazmanın saray kütüphanesinden, özellikle Fatihin özel kitaplığından çıktığının bir delilidir. Çünkü babasının ölümünden sonra 2. Bayezid, onun bütün kitaplarını bizzat eliyle ve kendi mührüyle mühürletmiştir. Eser daha sonra Sultan Abdülmecid devrinde 1861`de Tanzimat Meclisi azasından Yasincizade Mehmed Ali Bey eliyle Dr. Bergson’a, oradan da Paris Bibliote National’e geçmiştir.

Bu nüshada üç bab (bölüm) bulunmaktadır. Birinci bab) 57 fasıl (alt bölüm), 54 minyatür ve 7 alet resminden ibarettir. İkinci bab 98 fasıl olup, yine tıbbi müdahaleleri gösteren 58 minyatürü içine almaktadır. Üçüncü bab’da ise 36 fasıl, 24 minyatür ve alet resmi vardır.

Ülkemizde bulunan diğer nüshalar ise yer yer noksandır. Paris ve Millet Kütüphanesinde yer alan nüshalardaki minyatürler, minyatür sanatı yönünden bir değere sahip değildir, fakat konuları itibariyle ilginç sayılabilir. İstanbul Tıp Tarihi Enstitüsünde bulunan nüshalardaki minyatürler ise, minyatür tekniği ve üslup yönünden değerli bir nüshadır.

2. Mücerrebnâme (Deneylerin Neticesi Olan Kitap: Sabuncuoğlu Şerefeddin bu eserini uzun bir doktorluk pratiği sonucunda, 1468 yılında kaleme almıştır. Eser bizzat kendi deneylerine dayandığı için bu isimle anılmıştır.

3. Akrabadin Tercümesi: 2. Bayezid’in (1481-1512) şehzadeliğinde Amasya valisi iken onun hassa hekimlerinin ricası üzerine 1454 yılında yaptığı bir Türkçe tercümeden ibarettir. Eserin yazarı Ebu İbrahim Cürcani’dir (öl. 1136).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.