Mevlana Kimdir? Hayatı Ve Eserleri Nelerdir?

(Doğu Dünyasının Büyük Düşünürü ve Şairi, Mevleviliğin Kurucusu)

Mevlânâ Celaleddin Rumi, 30 Eylül 1207’de Horasan’ın Belh şehrinde doğdu. Asıl adı Mehmed’dir. Babası Sultan-ül-ulema Mehmet Bahaddin Veled, öteden beri ilim adamları yetiştirmekle tanınmış olan eski bir Türk ailesinin çocuğu ve devrinin büyük bir bilgini idi. Bahaddin bugün pek iyi bilinmeyen bazı önemli sebeplerle Belh’i terk ettiği zaman Mevlânâ beş yaşında idi.

Bahaddin, oğlu ile birlikte önce Hicaz’a, sonra Şam yoluyla Anadolu’ya geçerek Konya’ya geldi. Sultan Bahaddin Veled, Şam’da iken Şeyh Muhiddin Arabi ile görüşmüştü. Yanından çıkarken Şeyh Bahaddin Veled’in arkasından yürüyen Mevlânâ’ya bakmış, “Subhanallah, bir okyanus bir denizin arkasından gidiyor! ” demişti.

Konya’da büyük bir şöhret kazandı. Emirler ve hatta bizzat Selçuklu hükümdarı Sultan Alâaddin Keykubad onun vaazlarına devam ettiler.

Bahaddin Veled, 6 Şubat 1231’de vefat etti. Bu tarihte yirmi dört yaşında bulunan Mevlana Celaleddin Rümi, babası yerine vaaz ve fetva verebilecek kadar geniş ve sağlam bir kültüre malik bulunuyordu. Bununla beraber babasının ölümünden sonra daha dokuz yıl Bahaddin’in eski talebelerinden olup Konya’ya gelen Burhaneddin’in yanında bilgisini bütünlemeye çalıştı.

Bu ikinci hocası, Mevlânâ’ya babasından öğrendiği akli ve nakli bilgilerin dışında duygu temeline dayanan bir başka irfana da sahip olduğunu haber vererek onu kendi müritleri arasına aldı.

29 Kasım 1244’te Konya’ya gelen Şemseddin Muhammed Tebrizi adında bir dervişle tanıştı. Şems, rind, babacan, coşkun bir sufi cezbesiyle dolu müstesna bir insanda. Aynı zamanda üstün bir telkin kabiliyeti vardı. Mevlana, bu dervişe tasavvufi manada aşık oldu ve evine götürdü.

Şems, Mevlana’nın ruhunu zahiri bilgilerin çerçevelediği bilgi ve ibadet dünyasından uzaklaştırdı, duygu ve düşünce âlemlerinin geniş ve esrarlı ufuklarına doğru götürdü. Onu, kitapların dışında iman ve heyecan alemine sürükledi ve ona semah zevkini tattırdı.

Şems Tebrizi ile yakın arkadaş olduktan sonra, derslerini terk ederek bütün zamanını onunla geçirdi. Büsbütün tasavvufa daldı. Şiirler yazdı. Bu olay, İslam tasavvuf edebiyatına en büyük bir şair kazandırmış oldu.

Mevlana’nın müritleri arasında üstatlarını kendisinden böylesine ayıran Şems’e karşı bir düşmanlık belirdi. Şems’i ölümle tehdide başladılar.

“Sen serseri bir dervişten başka bir şey değilsin, dediler. Hayatının tehlikeye girdiğini gören Şems, 11 Mart 1246’da Konya’dan kaçarak Şam’a gitti. Şems’in ortadan kaybolması, Mevlânâ’ya çok tesir etti. Derslerini büsbütün bıraktı. Müritleri az sonra yaptıklarıma nadim oldular. Af dilediler. Bunun üzerine Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, Şam’a giderek Şems’i getirdi. Fakat bu dönüş beklenen neticeyi vermedi. Konya muhiti bu macerayı hazmedemedi. Müritler tekrar şikâyete başladılar.

Bütün huzurunu kaybeden Şems 1247’de bir daha görünmemek üzere ortadan kayboldu. Mevlânâ yıllarca ıstırap çekti ve iki defa Şam’a giderek arkadaşını aradı. Yıllar sonra başka sohbet arkadaşları buldu. Fakat hiçbiri Şems’in yerini tutmadı.

Mevlânâ Celaleddin Rümi, 17 Aralık 1273’te öldü. Mevlânâ’nın en önemli eseri divanıdır. Türk olduğu halde devrinin modasına uyarak Farsça yazılan bu manzumeler dergisi çok yüksek bir değer taşımaktadır. Mevlânâ’nın doğu ülkelerinde adeta mukaddes bir kitap gibi ilgi ve sevgi uyandırmış olan en tanınmış eseri ise 25.700 beyitlik Mesnevi’sidir.

Bunlardan başka Fih-i Mâfih adını taşıyan bir eseri daha vardır ki, Mevlana’dan rivayet edilen birtakım sözleri, bu arada onun hayatına ait bazı bilgileri içine almaktadır. Mektubat da başka bir önem taşımaktadır. Bu eseri şairin gerek hayatı, gerek yaşadığı devrin tarihi, sosyal durumu ve tanınmış simaları hakkında ehemmiyetli bilgiler veren mektuplarıdır. Seb’a adını taşıyan eseri onun yedi öğüdünü içine almaktadır.

“On üçüncü yüzyılın Anadolu sofileri içinde serbest düşünce heyecanıyla aşk ve ilhamı birleştirerek bunları şiir sanatının ölmez terennümleri haline getiren en büyük şair Mevlânâ Celaleddin Rümi’dir.” Celaleddin Rumi Mevleviliğin kurucusu sayılır. Fakat asıl tarikat tarihi Sultan Veled ile başlar.

Veled, sistemli bir teşkilat yapmış ve tarikatı yaymaya başlamıştır. Babasının aşk ile karışık tasavvufuna düşman olan birçok kimseleri dost yapmaya, terıldtleri susturmaya ve tarikatı yeni bir buhrandan korumaya muvaffak olmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.