İbn Bacce Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Arap filozof, hekim ve devlet adamı. Skolastikler, onun adını Latinceleştirerek Avan Pace ya da Avempace şeklinde kullanırlar. İbn Bâjja da denilir. XI. yüzyılın sonlarına doğru Sarakosta’da (Endülüs) da doğdu. Bir söylentiye göre, 1138’de. kendini çekemeyenler tarafından zehirlenmiş ve orta bir yaştayken Fas’da ölmüştür. İbn Bâcce, ömrünü işbilye, Gırnata ve Fas’da geçirdi. Vezir olmuş, türlü politika nedenleriyle işbilye’de hapsedilmiş, Fas’a kaçmaya mecbur olmuş, orada da yakalanmış, sonra serbest bırakılmıştır. Fas’da saray hekimliği yapmış olan İbn Bâcce’nin matematik ve astronomide geniş bilgileri olduğu ve Farabi gibi derin ve spekülâtif bir zekâya sahip olduğu, çalgı çaldığı, avcılık ve şiirle uğraştığı kabul edilmektedir.

Hekimler Tarihi adlı eserinde, onun İspanya Arapları içinde felsefeyi başarıyla kavramış ilk filozof olduğunu anlatır. Kendisini tanımamış, fakat az sonra yetişmiş olan İbn Tufeyl de, Hay İbn Yakazan adlı eserinin başlangıç’ında, onun, “Çağdaşlarını, görüşlerindeki derinlik, doğruluk ve nüfuz itibariyle aştığını” anlatır. Fakat, bu dünyanın işleri ve vakitsiz ölümü yüzünden biliminin tüm hazinelerini açmak olanağını bulamamıştır; zira en önemli eserleri yarımdır; tamamlanmış olanları da acele yazılmış bazı kitapçıklardan ibarettir.

İbn Bâcce’nin 1118 yılında Sevil’de yerleştiği ve mantığa dair olan eserlerini burada yazdığı söylenir. Zamanının anlayış ve seviyesini aşmış olan İbn Bâcce, tinsel ihtiyaç ve ıstıraplar içinde kıvranmış, oldukça kötümser bir filozoftur. Dinsizlikle ve Tanrıtanımazlıkla suçlandırılmış, Tanrıbilimle uğraşması, Aristo ve Farabi’ye karşı olan sevgisi ve ilgisi, kendisine birçok düşman kazandırmıştır. İbn Tufeyl’in tamamlanmış olduğundan bahsettiği eserleri, bazı mantık kitapları, ruh hakkında bir eser, Entellektin İnsanla Birleşmesi (ittısal), Risâlât al Vada ile Tadbir al-Mutavahhid kitaplarıdır.

Bu son iki kitaptan birincisi, İbn Bâcce’nin uzun bir seyahate çıkacağı zaman, gençlik arkadaşlarından birine önemli düşüncelerini emanet etmek için yazılmış gibidir. Bu eserde, bilim ve felsefeyi yeniden kurmak istediği anlaşılıyor. Ona göre insanı, doğa bilgisine yalnız bunlar götürebilir ve yukardan gelen bir yardım sayesinde de, insan kendini bilebilir ve etkin (pasif) entellekt ile ilişkiye girişebilir. İbraniceye de çevrilmiş olan bu eser, zihinli insana ilk içtepiyi veren dürtüyü (mobil) bilmek ve insel (beşeri) varoluşun gerçek amacı gibi iki sorunu inceler ki, ona göre bu amaç, Tanrı’ya yaklaşmak ve Tanrı’dan türeyen etkin entellekti kabul etmekten ibarettir.

O, bireysel ruhun devamlılığından pek bulanık ve karanlık bir şekilde bahseder ve Aristo’ya bağlı görünür. Mantık ve metafizikte ise, açıkça Farabi’ye bağlıdır. İbn Bâcce, bu eserinde eski Yunan felsefesine nüfuz etmeye çalışır. Gazali’nin mistik inançlarına hücum eder; onun bir takım mistik coşkunluklarla bu entellekte (algıç) kavuşma vehmine tutulduğu için kendisini aldatmış olduğunu, yalnızlıkta yaşamak suretiyle, zihinsel âlemin açılacağını ve Tanrısal şeylerin görüleceğini, bundan da derin düşüncenin amacı olan büyük bir sevinci hissedebileceğini yazmak suretiyle de başkalarını aldatmıştır der. Ona göre, filozofların gerçeğe, bu mistik yollardan ucuzca ulaşma umudundan vazgeçmeleri gerektir. Tanrı’ya ulaşmak için, duysal ve heyecanlı isteklerle bozulmamış olan saf ve normal düşünme yetişir.

İbn Bacce’nin Tadbir al-Mutavahhid adlı eseri daha önemlidir. Munk, İbn Rüşd’ün bir eserinde bu kitaba dair şu kayıtların bulunduğunu nakleder: “İbn Bâcce, kendi ülkesinde tek kalanlar (yalnızlar) rejimi için bir yöntem aramıştır. Fakat eseri eksiktir ve içindeki düşünceleri de her zaman anlamak kolay değildir. Yazarın önerdiği amacı başka yerde bildireceğiz. Zira o, bu konuyu inceleyen tek adamdır; ve kendinden önce gelenlerden hiç biri bu noktada onu geçmiş değildir”. İbn Bâcce’nin bu yarım kalmış eseri hakkında Narbon’lu Musa adında bir Yahudi filozofu, İbn Tufeyl’in yukarıda adı geçen eserinin  başlangıcındaki yorumlamayı nakletmek suretiyle pek değerli bilgiler kazanmanıza hizmet etmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İbn Bâcce, toplumun her türlü kötülüklerinden ve bunların etkisinden uzakta kalarak sadece iyiliklerine katılmış olan tek kalmış insanı dikkate almıştır. Fakat, tek yaşamayı salık vermemiştir.

İbn Bâcce, insana, sosyal hayatın uygunsuzlukları arasında yüce hayra ulaşmayı sağlayacak olan yolları gösterir. Bu yol, aynı duygu ve aynı amaca sahip olan birçok insanlar ve hatta iyi organlaştırılmış olan tüm bir toplum tarafından izlenebilir. O, toplumu olduğu gibi kabul ederek çok sayıda filozof ve bilgelere sahip olan bir toplumun mümkün olabilen en iyi bir devlete sahip olacağını anlatır. Evvela tedbirin, yani rejimin ne olduğunu açıklar ve tedbiri yalnız bir tek eyleme (aksiyon) uygulamaz. Hem siyasal rejime, hem de Tanrı’ya yükletilen alemin rejimi gibi herhangi bir amaca yönelmiş olan eylemlerin hepsine uygular.

Tek adamın rejimi, yetkin ve örnek devletteki siyasal rejimin hayali olmalıdır. İbn Bacce, burada siyasal rejimin ayrıntılarına girişir: Onun ideal devletinin ana çizgilerinden biri, yargıçlarla hekimlerin yokluğudur. Ona göre, bu devlette hekimler yararsızdır. Çünkü, burada bulunan yurttaşlar, en uygun bir şekilde beslenir, nicelik ve nitelik itibariyle kendilerine zarar veren şeyleri yemezler. Dışarıdan gelecek hastalıklarda doğal olarak Şifa bulurlar. Yargıçlara da gereksinme duyulmaz. Çünkü, burada yurttaşların ilişkileri aşk üzerine kurulmuştur ve aralarında hiç bir fark yoktur; tek olan bireyler, yetkin olmayan bir devlette yetkin bir devletin öğeleri (unsur) haline gelmeye çalışmalıdırlar.

İbn Bacce bunlara, ‘bitkiler’ adını verir. Zira bunları, bahçıvan eliyle ekilip biçilenler arasında kendiliğinden ve doğa sayesinde yetişen bitkilerle karşılaştırır ve insanın açık havada yetişen bu bitkiler gibi gelişmesini ister. İbn Bacce: Bunlar, der, sofuların ‘yabancı’ saydıklarıdır. Zira bunlar, az çok kendi familyaları içinde ve kendilerini çevreleyen toplum içinde yabancıdırlar. İbn Bacce, bundan sonra hangisinin amaca kavuşturacağını ve gerçekten en insansal olanının hangisi olduğunu göstermek için türlü insel eylemleri inceler. Ona göre, insanla hayvan, hayvanla bitki ve bitkilerle madenler arasında bir ilişki vardır. İnsana özgü ve gerçekten insel olan eylemler, elin-deliğin ürünü olanlardır. Yani, hayvanlarda da bulunan herhangi bir içgüdüden değil, düşünmeden doğan herhangi bir iradenin ürünü olanlardır.

Örneğin, kendini yaraladığı için bir taşı kıran adam, hayvansal bir eylem yapmıştır. Fakat bu taşı, başkalarını yaralamasın diye kırmışsa, insel bir eylem yapmış demektir. İnsanlarda sırf hayvansal olan eylemlere rastlamak nadirdir. Fakat çoğu zaman onda insel eylemlere rastlanır. Tek kalmış olanın eylemi de böyle olmalıdır; kendini hayvansal ruhun eylemlerine zorlamamalı, akılsal ruhla yönetmelidir; yalnız, doğru ve hakka uygun olanı yapmalıdır. Akılsal ruhla hayvansal ruh arasında çarpışma olursa, tam zaferi akılsal ruh kazanır. Tek kalmış olan, kendi ahlaksal niteliklerini yetkinleştirme çarelerini ararsa, eylemleri insel olmaktan çok, Tanrısal olur. Eylemlerine böyle bir yön veren bir münzevi, nihayet tüm çabalarının amacı olması gereken tinsel alemi anlamaya başlayacaktır.

İbn Bâcce, bundan sonra, `tinsel şekiller’ adını verdiği konunun ayrıntılarını açıklamaya çalışır. Gezimcilik felsefesinde şekil ile maddenin nasıl bir değer taşıdığı bilinmektedir. Buradaki tinsel şekillerden, maddesiz olan saf şekiller ve insel ruhun tüm fakültelerinin maddesiz ve somut düşüncelerini anlamalıdır. Bunlar, bir şekil kazanınca madde olurlar. Tinsel şekillerin cisimlilikten uzaklıkları oranında birbirinden yüksek olan türlü şekilleri görülür ki bunlar, dörttür:

1. Göksel cisimlerin şekilleri, yani, bunları hareket ettiren tinsel sözler: Bunlar, ay altı maddesiyle hiç bir ilişkide bulunmayan saf şekillerdir.

2. Etkin entellekt (faal akıl): Bu, her ne kadar saf şekil ise de, maddesel entellekt de denilen edilgin entellekte (münfail akıl) etki yaparak madde ile ilişkide bulunur.

3. Kavranılabilir (makul) şekiller ya da eşyanın soyut düşünceleri yahut da İbn Bâcce’nin deyimiyle, al-makulat al-hayyulaniyya ki, bunların durağı, güç halinde olmak şartıyla maddesel ya da edilgin entellekt içindedir ve bunları etkin entellekt algıca (ente’llechie) geçirir.

4. Diğer ruh fakültelerine, yani adi adlarıyla, hayat gücü ve belleğe tekabül eden düşünceler. Bunlara da ‘bireysel tinsel şekil’ adı da verilir. İkinci ve üçüncüler ise, ‘genel tinsel şekil’i teşkil ederler.

İbn Bâcce, Farabi’nin Madinat al Fazıla’sı gibi bir site ütopyasını savunmuştur. Fakat onun sitesi göksel değil, yerseldir. Buradaki bireyler, mutlak akıl ölçüleriyle bireyliklerini bırakıp bütün içine geçmek suretiyle yaşarlar. Politik bir toplum bütünlüğü içinde yaşamaktan başka amaçları da yoktur. İnsanlar, dünya zevklerinden ilgilerini keserek birbirlerini sevmek ve birbirlerine bağlanmak suretiyle Tanrı sevgisine ulaşır ve tümel akıl olan Tanrı ile birleşebilirler. Görülüyor ki onda, biri bireyleri ve maddeleri kavrayan bir kuramsal akıl vardır ki bu tamamiyle inseldir; bu kadim olmadığı için bozulabilir.

Bir de etkin akıl vardır ki, bu, sözcükleri ve soyutları kavrar, ebe-kadimdir, Tanrısal ve bakidir. Büyük Albert’in, “fantazma içinde fantazma” dediği şey, bu kuramsal akıldır. İbn Bâcce, daha önce İbn Sina’nın Uyku ve Rüya Tabiri adlı iki eserinde savunmuş olduğu bir kuramdan da yararlanmış sayılır. Bu kurama göre, insan ruhu uykudayken soyutluklar (mücerretler) alemiyie bitişir. Tüm kavranılabilir şekiller, bu âlemin yansımış ışıklarından başka bir şey değildir. Onun Batlamyüz (Ptoleme.) sistemine itiraz ettiği, Aristo’nun birçok eserlerini yorumladığı, doğa bilimleriyle hekimliğe dair de eserler yazdığı anlaşılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.