Gazneli Mahmut Kimdir? Hayatı Ve Eserleri Nelerdir?

(Doğu Dünyasının En Ünlü ve En Büyük Hükümdarlarından Biri, Gazneliler Devleti’nin Kurucusu)

Gazneliler Devleti’nin kurucusu olan büyük hükümdar Mahmud, 14 Kasım 970’te doğdu. Babası Sevük Tekin, Samanoğulları Devleti’nin Horasan Valisi Alp Tekin’in kölesi ve damadı idi. Sebük Tekin sonraları kayınbabasının yerine Horasan valisi oldu ve Samanoğulları’na karşı istiklalini ilan etti.

Daha küçük yaşlarda cesareti, kahramanlığı ve zekası ile temayüz eden ve babasının yardımcısı olan, savaşlara katılan Mahmud, genç yaşında Horasan valiliğine atandı. Gençliğini ileri sürenlere, “Bu, bir başlangıçtır, ileride hükümdar da olabilirim,” diyor, kendisini buna göre hazırlıyordu.Sebük Tekin 997 Ağustosu’nda Belh şehrinde öldü. İkinci oğlu İsmail’i veliaht olarak göstermişti. Bunun sebebi İsmail’in kendi yanında bulunması idi. Onun tahta geçişi ile muhtemel kargaşalıkların önleneceğini düşünmüştü.

Bu tarihte Nişabur’da bulunan Mahmud, kardeşinin hükümdarlığını kabul etmedi. Kendisinin yaşça daha büyük olduğunu, hukuken tahtın kendisine ait bulunduğunu ileri sürerek harekete geçti. Kumandanlar da kendisine katıldılar. Kuvvetli bir ordu ile Gazne üzerine yürüdü. Kaleye sığınan İsmail teslim olmak zorunda kaldı. Bu suretle Mahmud 998 yılı Martı’nda hükümdarlığını ilan ederek devletin idaresini kuvvetli ellerine aldı.

Mahmud, önce Samanoğulları Devleti’nin elinde kalan yerleri aldı ve 23 Aralık 999’da bu devletin başkenti olan Buhara’yı zapt ederek Samanoğulları Devleti’ni ortadan kaldırdı. Bu suretle tam manası ile bağımsız bir hükümdar vasfını kazandı. Horasan’a Nasır’ı vali tayin etti. Bağdat’la temasa geçti. Halife Kadir Billah, yeni taç ile birlikte, malik olduğu ülkelerin “and”ını gönderdi.

Mahmud, 1000 yılı Ekim ayında büyük törenle hilati ve tacı Guzcan ve Gürcistan hâkimleri kendisine tabiiyetlerini bildirdiler. Buralarda ve Horasan, Herat, Belh, Bust ve Kabil bölgelerinde kesin surette egemenliğini kurmuş oldu. Sonra Faris ve Irak taraflarında hüküm süren Büveyoğulları ile savaşlar ve antlaşmalar yaparak onlara da hükümranlığını tanıttı. Afganistan ve Gürcistan’ı da aldı. Maveraünehir hükümdarı İlk Han ile, daha sonra da Kadir Han’la harp ederek Ceyhun’un ötesine ve Harzem’e kadar ülkesini genişletti.

Sultan Mahmud, tarihte pek meşhur olan Hindistan seferlerine 1001 tarihinde başladı. Hindistan’a on iki seferi vardır. Biri müstesna, diğerlerinde daima zafer kazandı. Hatta yaptırdığı donanmalarla, Hint denizlerine hâkim oldu. 1009’da kendisine karşı birleşen Hint denizlerine hakim oldu. 1019’daki Hindistan seferi çok müşkül şartlar altında olmuş, fakat zafer yine Sultan Mahmud’ta kalmıştı. Kalıncar Racası ve müttefiklerin başı olan Ganda, Mahmud’un karşısına 150 bin mevcutlu ordu ve 600’den fazla fil ile çıkmış, ancak yenilgiden kurtulamamış, ordusu dağılmış, büyük miktarda esir, hazineler ve beş yüzden fazla fil Mahmud’un eline geçmişti. Son seferini, Hindistan’ın batı sahilinde Katiavar Yarımadası’ndaki Summat’a karşı yaptı.

Bu şehirde mabut Siva’ya ait meşhur bir put vardı. Mabette devamlı olarak iki yüzden fazla erkek ilahici ile beş yüz rakkase bulunurdu. Binlerce ziyaretçi kıymetli mücevherlerini puta sunarlardı. Hintlilere göre, Sumnat’ taki put, Hindistan ülkelerindeki diğer putların kralı idi. Müslümanların fethettiği ülkelerdeki putların uğradığı akıbet Sumnat putunun onlara verdiği ceza yüzündendi. Mahmud, bu sahte inancı yıkarak yerine İslam umdelerini koymakla kalmayacak zengin ganimete de konacaktı. 1026 yılı başında Sumnat’a girerek emeline nail oldu. Bu büyük zaferin akisleri yüzyıllarca devam etti. Mahmud’un adını efsaneleştirdi.

Mahmud, Lâhur ve Delhi gibi mamur Hint şehirlerindeki hazineleri Gazne’ye getirerek şehrin camiler, okullar ve kütüphanelerle donanmasına ve o zamanki Türk – İslam âliminin bir medeniyet merkezi olmasına harcamıştır. Hindistan’da olduğu kadar Iran’da da hüküm süren Mahmud, Hindistan’da kocaları ölen kadınların diri diri yakılmasını, ölülerin ırmağa atılması gibi âdetleri yasaklamıştı. Coğrafya âlimi El-birûni ve Şehname sahibi Firdevsi gibi üstün şahsiyetler onun zamanında yetişmişlerdir. Saray ilim ve fikir adamlarına daima açıktı. En tanınmış İranlı şairler, saraya mensup bulunuyorlardı. Bazı rivayetlere göre bunların sayısı dört yüzden aşağı değildi.

Sultan Mahmud, son Hindistan seferinde malaryaya yakalanmış, 30 Nisan 103 O’da ölmüştür. Altmış küsur yıllık ömrünün dörtte üçünü savaş meydanlarında geçiren, sayısız zaferler kazanan Mahmud’un Türk – İslâm dünyasının yetiştirdiği en büyük hükümdarlardan biri olduğuna şüphe yoktur. Bunda bütün tarih yazarları müttefiktir.

Son derece cesur ve aynı zamanda ihtiyatlı, basiretli ve zeki idi. Adaletten ayrılmamaya bilhassa dikkat ederdi. Zalim değildi. Muharebeler dışında adam öldürmemiş, esir aldığı hükümdarları ve prensleri hapse koymakla yetinmişti.

“Adalet ve insaf iyi bir hükümdarın vasıfları arasındadır,” derdi. Doğunun en modern askeri teşkilatını kurmuş, askerleri daima maharetle sevk ve idare etmiştir. Kalabalık orduları üslerinden binlerce mil uzak sahalarda sızıltıya meydan vermeden sevk ve idare eder, savaş tekniğini mükemmel tatbik ederek, parlak zaferler kazanırdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.