Franz Liszt Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Franz Liszt, az zamanda eşi görülmemiş bir virtüoz olarak tanınmaya başladı ve Paris’in Aristokrasi salonlarına girmeyi başardı. O sıralarda Rossini’nin tertiplediği bir konserde çalan Liszt’i dinleyenler, “Yeni bir Mozart tarihi başlıyor” diyorlardı. Bu konserden sonra O’na prensler ve tanınmış büyükler tarafından armağanlar ve oyuncaklar verildi. 8.3.1824 de, 13 yaşındayken yeni bestelediği “Don Sache” operasını bir yıl sonra, Müzik Akademi Royal sahnesinde oynattı. Kuliste babasının yanında duran küçük Liszt’i kucaklayıp sahneye getirdiler. Halk alkıştan salonu çınlatıyordu.

Bu konserlerinden sonra Franz Liszt, artık 15 yaşına gelmiş, büyümüş bir delikanlı olmuştu. Piyanosuna bütün kudretiyle sarılarak arka-arkaya yazdığı besteler basılmaya başlanmıştı. Daha şimdiden dört elle çalınmak için 1 sanat, 1 trio, 1 beşli bestelemiş, virtüoz ruhunda başkaları yerine kendi yaratılarını çatma duygusu uyanmıştı. Buna karşın geçim durumları daralıyor, babasına gelen aylık ödenek yeterli olmuyordu. Bunu dengelemek için annesi de çalışmak istediyse de oğlu genç Liszt, O’nun hem evde, hem de dışarda çalışıp yorulmasına izin vermedi “Hayır! Anneciğim, ben çalışır para kazanirtm” dedi.

1828 de, 17 yaşında olan Liszt, bir konserde kazandığı büyük başarı üzerine, gazetelerin O’nu göklere çıkaran yazılarından sonra birçok öğrenci O’ndan ders almaya başladı. Öyle günler oldu ki, ders vermekten piyano çalışmaları bile aksıyordu. Ama ailesini geçindirmenin en iyi yolu da buydu. Bundan sonra kısa bir süre, bir perdelik Don Sanche’yi Fransa’nın başka kentlerinde ve Ingiltere’de göstermek üzere bir turne tertip etti. Her yerde zaferden zafere koşuyor ve büyük takdir topluyordu. Fakat babasını 1827 de kaybetmesi genç sanatçıyı çok üzdü ve hasta düşürdü.

Liszt, hemen kendisini topladı ve yeni düşüncelerle eserler bestelemeye başladı. Kalan vaktini Paris’te Chepin gibi romantiklerle birlikte geçiriyor ve mutlu günler yaşıyordu. Bununla birlikte bütün başarıları O’nu hiç şımartmıyor ve daha önce babasının ve öğretmeninin çizdiği çetin programa uyarak Bach’ın 12 fügü’nü ayrı-ayrı öteki tonlara çeviriyor ve çalışıyordu. Bu çalışma ve yalnızlık 6 ay kadar sürdü. Bu devrede rahip olmayı bile tasarladı. Bir süre geziler yapınca kendine geldi ve yeniden sosyeteye karıştı, üstün yeteneğini ulaşılmaz bir düzeye getirerek parlak piyanosuyla Paris’te mey-dan okumaya başladı.

1830-35 yılları arasında büyük eserler yazmaya başladı. Bunlar yanında kudretli parmaklarıyla Bach, Handel, Beethoven, Weber ve Schumann’ın eserlerini Avrupa’nın belli başlı kentlerinde çalarak ününü bir kat daha pekiştirdi.

Birkaç yıl böyle heyecanlı günler geçirdikten sonra 6.10.1835 de Kontes Marie d’Agoulfle evlendi ve bir süre İsviçre’de kaldı. 1836 da Liszt’e bir rakip olan piyano virtüozu Thalberg Parise gelmişti. Liszt, O’nunla bir kez karşılaşmak için Paris’e geldi. Tertip edilen konserde ikisi de çalmıştı. Ertesi gün gazeteler, “Thalberg piyanocuların birincisi, Liszt’de virtüozu” diye yazmışlardı. Tekrar İsviçre’ye döndü. Blandine adında bir kızları olmuştu. Bu kez İsviçre’den ayrılarak İtalya’ya geldiler. Orada 1837 de Cosima (Gelecekte R. Wagner’in eşi’ olacak) adında ikinci kızları Dünyaya geldi.

1839 dan 1844 yılları arasında Danyel adında bir erkek çocukları olduktan sonra, uzun süre ve devamlı konser gezilerine çıktı. Fransa, İspanya, Almanya, Avusturya, Macaristan, Polonya ve Rusya’da başarılar kazandı ve her yerde alkışlandı. Viyana’da iken, Reethoven’in doğum yeri olan Bonn’da Beethoven’in bir heykelinin dikilmesi için verdiği konserde 60.000 Frank toplamış ve göndermişti. O akşam fenerlerle donatılmış bir alay müziksever, Liszt’in oturduğu yere kadar O’na eşlik etmişlerdi.

Ayrıca caddeden geçerken klavyenin bu ateşli şampiyonunu, müziğin taçsız kralını pencerelerden çiçek yağmuruna tutmuşlardı. Bundan sonra Macaristan’a geçmiş, doğduğu evi ve çocukluk arkadaşlarını bulmuş, köy kızlarının Çardaş oyunlarını, Macar Çigan toplulukların’ görmüş ve hemşehrileri tarafından bir kral gibi büyük sevgiyle karşılanmıştı.

Liszt, 1843 de tekrar Paris’e geldi. Kendisini görmeye gelen besteci R. Wagner’le tanıştı. Bir süre sonra zaferlerle dolu Rusya gezisine başladı. Birgün Rus Çarının önünde bir konser verirken, kralın yanındakilerle konuştuğunu gören Liszt , ellerini piyanodan çekip konseri yarıda kesti.

Müziğin durduğunu farkeden Çar, “Liszt’e birşey mi oldu” diye sordu ve öfkeli öfkeli Liszt’e baktı. Liszt, alaylı bir pozla “Çar Hazretleri konuşurken bizlere de susmak düşer” diye cevap verdi. Çar’ın generallerinden biri sorunu yeniden kurcalamak amaciyla Liszt’e dönerek : “Siz şimdiye kadar hiç askerlik yaptınız mı?” diye sordu. Liszt de hemen O’na “Hayır, ama siz de hiç piyano ile konser verdiniz mi?” diye yanıt verdi.

Liszt, uzun süre konser turnelerinden sonra 1846-48 yılları arasında Paris’e geldi. Bu sırada verdiği bir konserde Kral Luoise-Philipp de bulunuyordu. Liszt’i takdirlerle kutladı ve Fransa’nın en büyük “Legion d’hcnneur” nişanın’ verdi. Müzisyenler kadar devrin şairleriyle de dostluk yapıyordu. Bunlar arasında Balsac, Alman Heine, Victor Hugo ve George Sand gibi şairler vardı. Yine sosyetenin gözde virtüozu, bestecisi ve bir salon artisti olarak günlerini değerlendirirken yeni bir konser gezisi yapmaya başladı. Önce Macaristan’da kurduğu Müzik Akademisinin başkanı oldu.

Romanya’dan sonra 1847 de İstanbul’a geldi. Dolmabahçe Sarayının kuyruklu Trard piyanosuyla o zamanın Padişahı Sultan Mecit karşısında çaldı ve anı olarak Padişah adına bir marş yazdı. Başarısından dolayı Padişah, kendisini kutladı ve değerli bir nişan verdi. İstanbul’u çok beğenen Liszt , Boğaziçinde ve çeşitli yerlerde geziler yaptı. Türk müzisyenlerinin sosyal durumlarıyla yakından ilgilendi.

1848 de konserlerini bitirdikten sonra Weimar’a yerleşti. 1849 da Paris’te tanıştığı Wagner’le aralarında derin bir dostluk başladı. Orada kendisine saray tiyatrosunun müdürlüğü verildi. Burada kendi yaratılarını hiç düşünmüyor, önce çağdaş’ Wagner’in operalarını sahneye koyuyor ve onları tanıtmaya çalışıyordu. Yorgunluk nedir bilmeyen, bütün sanatçıların tanınmasına yardım eden, hiç bir çıkar beklemeden sanatçı özverilerini ömrünün sonuna kadar sürdüren Liszt , karşısına çıkan kaba ruhlu, kıskanç yaradı-110 bazı insanlar yüzünden, 13 yıl bu görevde kaldıktan sonra, Weimar’dan ayrıldı. Sadık birkaç öğrencisiyle 1861 de Roma’ya gitti.

1865 de, din duyguları içerisinde Vatikan Klisesine giderek resmi bir törenle rahip oldu. Bu tarihten başlayarak dini eserler yazmaya başladı. Yine ‘hayatının sonuna kadar besteler ve konser gezileri yaparak, kendisinden önce hiçbir sanatçıya kısmet olmayan ün ve saygı görerek yaşadı. 1865 de, Roma’da 75, yaşgünü onuruna tertip edilen büyük şenliklerde bulunduktan sonra son bir kez Paris’e ve sonra Beyreuth’daki çocuklarının yanına gitti.

Wagner, daha önce Liszt’in kızı Cosima ile evlenmişti . Liszt, hastalığına bakmadan damadının Wagner Festivalinde “Parsifal” cperası oyununa giderken yolda üşüdü. Eve dönünce şiddetli bir öksürüğe tutuldu. Doktor çağırdılar, ama kurtarılamadı. Küçük yaşlarda bugün-yarın öleceği söylenen yılların ünlü çocuğu Franz Liszt, Bayreuth’ta 31.7.1886 günü 77 yaşındayken kızı Cosima’nın kolları arasında hayata gözlerini kapadı.

Liszt, piyano edebiyatını virtüözite ve parlak teknik isteyen yaratılarla zenginleştirdi. Piyanonun Paganini’si deyimini alan Liszt, eserlerinde yeni armonileri, teknik formları ve derin duyarlığı ile Alman romantik okulunun en tanınmış kişisidir. Buna göre Liszt, ulus olarak Macar, kültür bakımından Alman’dır. Piyanonun alanını orkestra etkilerine kadar yükselten ve renk duyarlığını orkestra eserlerinden de belirten, daha önce de örneği görülmemiş bir bestecidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.