Çerkez Ethem Kimdir? Nerelidir? Hayatı ve Yaptıkları?

Yakın tarihimizde “150’likler” diye bilinen listeye dahil edilmişlerden birisi de Ethem Bey’di. “Çerkez Ethem” diye meşhur olmuştu. 1937’de 150’liklerin affedilmesinden sonra o listedeki birçok isim yurda dönmüştü. O meşhur listede bulunanlardan Ethem Beyin ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler de yurda dönmüşlerdi. Ağabeyleri ve dostları Ethem Bey’e haber göndererek yurda dönmesini istemişlerdi. O ise gözünde buram buram tüten çok sevdiği yurduna dönmeye can atmasına rağmen, üzerindeki “suçlu” damgasıyla dönmek istemiyordu. Yurda döndüğünde, adil bir mahkeme huzuruna çıkarak hesap vermek, muhakeme edilmek istiyordu. Gurbet ellerde çok sıkıntı çekmişti, ama hepsinden de acısı suçlu görünmek, bilhassa da ihanetle suçlanıyor olmaktı.

İstiklal Mahkemesi, 9 Mayıs 1921’de 573 sayılı kararla Ethem Bey ve Ağabeylerini idama mahkum etmişti. Hem de “vatana ihanet” suçundan. İşte o karar olduğu yerde duruyordu.

Bu karardan daha altı ay önce Ethem Bey “vatan kahramanı” kabul ediliyor ve her yerde, en başta da TBMM’de öyle kabul görüyor, alkışlarla karşılanıyordu. Bu şekilde kahraman ilan edilen bir sima bir anda nasıl hâin sayılmıştı? İşte bu soru yakın tarihin net şekilde aydınlatılmaya muhtaç sorularından birisiydi.

Askerliğe çok meraklı: Bandırma ve Mihaliç kazaları arasındaki Emre köyünde hayli geniş arazileri, bakımlı çiftliği bulunan Ali Beyin beş oğlu vardı. Ethem Bey, işte bu beş oğlunun en küçükleri idi.

1880’de doğan Ethem Bey’in bütün ağabeyleri subaydı. Bunlardan İlyas ve Nuri Beyler, eşkiyalarla çarpışırken şehit düşmüşlerdi. Diğer ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler de zabitti (subay). 1901 ve 1902 yıllarında Harbiyeyi bitirerek subay çıkmışlardı. Reşit Bey çeşitli cephelerde çarpışmış, 1919’da Meclis-i Mebusan’a Saruhan Meb’usu (Milletvekili) olarak katılmış, oradan Birinci TBMM’ye geçmişti.

Ali Beyin yanında kala kala Ethem bey kalmıştı. Onu yanından ayırmak istemiyordu. Dini tahsilini tamamlamasından sonra, onu Rüştiye’ye göndermişti. Ethem Bey ise baştan beri abileri gibi subay olmak istiyordu. Babası izin vermeyince Rüştiye’yi bitirir bitirmez İstanbul’a gitmiş ve Küçük Zahit Mektebine girmişti. Yaşı büyük olduğu ve askeri liseyi değil de Rüştiyeyi bitirdiği için bu okula girebilmişti.

Mektebi birincilikle bitiren Ethem Bey “Zabit Vekili” olarak Balkan Harbine iştirak etti. Bulgarlara karşı çarpışırken yaralandı. Harpte gösterdiği kahramanlıklardan dolayı madalya aldı. Ordudayken cesur, terbiyeli ve sakin biri olarak tanınmıştı.

Ordunun tasvibiyle Teşkilat-ı Mahsusa içerisinde Rus esaretindeki Müslümanları kurtarma operasyonuna katılan Ethem Bey, Rauf (Orbay) maiyetinde İran ve Orta Asya’daki harekatlara katıldı. Hemedan’ı fetheden, buradan Kâbil’e giden Ali Ihsan Paşa’nın birliğin de vazife yaptı. 1918 yılı başlarında Irak harekatına katıldı. Bu vazife esnasında yaralandı ve Bandırma’ya döndü.

Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919’da İzmir’e ayak basışı Ethem Beyi derinden sarsmış, bu işgali nasıl durduracağının planlarını yapmaya başlamıştı. İşte tam o sırada Rauf (Orbay) Bey kendisine çok mühim bir vazife teklif etti. Vazife Buydu: Ege’de sağlam bir mukavemet cephesi kurmak. İlk önce Yunanlıların Anadolu içlerine ilerleyişini durdurmak, daha sonra düşman birliklerini denize dökmek…

Teşkilatçı bir yapısı olan Ethem Bey, kısa zamanda gönüllü mücahitleri topladı. Onları silahlandırdı ve eğitti. Emrindeki beş bin kişilik birliğin ismi “Kuvayı Seyyare”, yani seyyar, hareketli kuvvetler; kendisinin ünvanı da “Kuvayı Seyyare Umum Kumandanı” idi. Yunanlıların İzmir’e ayak bastıkları tarih olan 15 Mayıs 1919’dan, TBMM’nin açıldığı tarih olan 23 Nisan 1920’ye kadar, hatta Garp Cephesinin 25 Haziran 1920’de resmen kurulmasına kadar yaklaşık bir yıllık zaman içerisinde düşmanı oldukları yere çivileyen, işte Ethem Beyin maiyetindeki bu gönüllü mücahitlerdi.

Ethem Bey, Batı cephesinde yaklaşık 150 kilometrelik bir hatta fiilen kumanda etmekteydi. Bu cephe hattı içerisine Ayvalık, Salihli, Aydın, Ödemiş, Soma, Akhisar cepheleri girmekteydi.

Ethem Bey 1919 Haziran’ından, 16 Şubat 1920’ye kadar bir yandan Yunan müfrezeleriyle, öbür yandan isyancılarla boğuştu.

TBMM’nin takdiri ve teşekkürü: Ethem Bey, TBMM’nin vazife vermesi ve ısrarlı daveti üzerine Balıkesir, Adapazarı, Düzce ve Yozgat’taki isyanları bastırdı. Yozgat isyanını bastırdıktan sonra  Ankara’ya girişinde adeta yer yerinden oynadı. Halk onu ve askerlerini karşılamaya çıkmıştı. İsyanın bastırıldığı haberi Mecliste bayram havası estirmişti. Ethem Bey için Mecliste ihtişamlı bir karşılama yapıldı. içeri girdiğinde bütün Milletvekilleri ayağa kalktı ve kendisini dakikalarca alkışladı.

Bu tablodan da görüleceği üzere Ethem Bey o devirde güçlü bir sima idi. 1920 Ağustos’undan sonra Ankara’da “Kuvayı milliye”yi ortadan kaldırıp, onları da Nizami kuvvetlere bağlama düşüncesi uygulanmaya konuldu. Bu plan TBMM içerisinde tartışma konusu oldu. O esnada partiler yoktu, ama Birinci Mecliste, Birinci Gurup ve İkinci gurup diye gruplaşmalar başlamıştı.

1920 Ekim’inin ortalarına doğru Ethem Bey ciddi şekilde rahatsızlandı ve tedavi için Ankara’ya gitti. Ankara’daki siyasiler, bu gidişi başka şekilde değerlendir-diler. Halbuki Ethem Bey siyasete yabancıydı. İnce hesapları bilmezdi. Söylediğini dobra dobra söylerdi.

Daha önceleri Garp Cepheleri Kumandanı Ali Fuat Paşa ile tartışan Ethem Bey, 5 Aralık 1920’de Ankara’da idarenin başındaki en mühim simalarla ipleri kopardı. 29 Aralık 1920’de İsmet ve Refet beye bağlı kuvvetler, Ethem Beyin üzerine hücum etme emrini aldı. Bu çok tehlikeli bir durumdu. Bir yanda Yunan tehlikesi olduğu yerde duruyordu. Kardeşler arasında bir çatışma çıkmış olsa ve çatışma büyüse, durum nasıl olurdu? O esnada TBMM’de gizli toplantılar yapılıyor, bazı milletvekilleri gözyaşları içerisinde kardeş kavgasına son verilmesini, meselenin sulhla halledilmesini istiyordu. Ethem Bey emrindeki birliklerle düzenli kuvvetlerin önünde devamlı geri çekiliyordu. Ethem Bey çok zor bir durumdaydı. Bir yanda kendi kardeşleri, bir yanda Yunanlılar vardı, İki ateş arasında kalmıştı. Sonunda  kararını verdi. Bütün adamlarını topladı, onlara bir konuşma yaptı. Hepsinin silahlarıyla birlikte Nizami Kuvvetlere katılmalarını ve Yunanlılara karşı çarpışmalarını istedi. Elindeki bütün parayı ve bütün silahları da onlara teslim etti. Daha sonra 5 Ocak 1921’de çok hasta bir vaziyette Yunanlılara teslim oldu.

Ethem Beyin bu şekilde teslim olmasıyla “hâin” damgası yemesi bir oldu ve İstiklal Mahkemesi onun hakkında idam karan verdi. Ethem Beye idam karan değil de hâin damgasını yemek daha ağır geldi. Tedavi için Almanya’ya giden Ethem Bey, oradan Türkistan’daki Enver Paşa’nın yanına gitmek istedi. Onun şehit düştüğünü öğrenince, bir müddet Kahire’de, sonra Lübnan’da yaşadı, ardından Ürdün’e yerleşti.

Ethem Bey gurbette hem maddi, hem mânevi cihetten çok sıkıntı çekti. Ailesi varlıklıydı. O da bütün servetini kurtuluş mücadelesi esnasında harcamış, yanındaki bütün altınları da kurtuluş savaşında kullanmaları için adamlarına teslim etmişti. Ürdün’de fakir ve çileli bir hayat geçirdi. Gurbetteydi, yalnızdı ve hastaydı. O vaziyette 21 Eylül 1948’de vefat etti. Şeria kıyısındaki bir mezarlığa defnedildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.